Patriarkal kapitalizmin bir tezahürü olarak; sömürenler ve direnenler. Patriarkal kapitalist sistem aile kurumu ile ev içerisinde cinsler arasındaki sömürü ilişkisine dayalı ağını hapishanelerde yarattığı tecritin, tutsaklığın korku duvarı ile perçinler. Hiç kuşkusuz ki aileyi koruyan duvarlar ile sistemi koruyan hapishane duvarları patriarkal kapitalist sistemin devamlılığı için kullanılan benzer mekanizmalardır. Patriarkal kapitalist sistem dışarda cinsler arasındaki sömürü ilişkisine dayalı ağını hapishanelerde tutsaklar ve tutsak eden bağlamına dönüştürerek yeniden inşa eder. Aile kurumu sınırlarında duygusal bağ aracılığı ile dayatılan ve adına yeniden üretim denen, görünmeyen emek üzerinden kapitalizmin elde ettiği devasa kârların, cinsler arası eşitsizliğin korunması ilişkisini hapishanelerde ehlileştirme, bir çeşit dik başı kesme, patriarkal kapitalist sistemi hedef alan her sesin kısılması alır.

Bu kıyas nerede bir benzerlik gösterir nerede birbirine eklenir: Ehlileştirmek için uygulanan yöntemler bunun için oldukça dikkat çekicidir. Dışarıdaki duvarlar arasında bir cinsin öteki cinse uyguladığı baskı, şiddet, cinsel saldırı, yok sayma, kısıtlama, yaşam alanlarını daraltma, bağımlı kılma, hapishanelerde de aynı şekilde işletilir. Baskı, şiddet, cinsel saldırı, yaşam hakkı ihlali, tecrit, sağlıksız ve gayriinsani koşullar gibi hapishanelerde uygulamaya sokulan şeyler ailenin de duvarlarını inşa eder. Tutsakları ve kadınları kapalı kapılar ardında aynı mekanizma ile ele geçirmeye, baskı altına almaya, sindirmeye çalışan bu sistemin adı patriarkal kapitalizm. Egemen olanın tarifi de aynı: erkek-devlet.

68 kuşağı devrimcilerine hapishanelerde uygulanan işkencelerden, idamlardan, bedenlerinin parçalanarak katledilmelerinden, hapishanelerdeki tabutluk genelgelerinin kaldırılması, tutsak yakınlarına yönelik saldırıların son bulması ve tutsakların tedavi edilmesi, kendilerini savunma hakları için başladıkları 1996 ölüm oruçlarına ve 19-22 Aralık 2000 tarihinde adına “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen, binlerce kolluk gücünün katılımıyla her türlü kimyasal ve ağır silahın kullanıldığı ve aynı anda 20 hapishanede saldırıların başlatıldığı, “Ölüm Orucu Eylemleri”yle birlikte toplamda 122 devrimci katledilişinden bugüne dek değişen bir şeyin olmadığını görüyoruz.

Sisteme karşı duranları ehlileştirme, halkı korkutarak sindirme aracı olarak kullanılan itiraz eden, başkaldıran, direnen, baskı ve zulme karşı duranlarla doldurulan hapishanelere dair çok şey söylenebilir ancak biz şiddete karşı öz savunma yapan kadınlara değinmeden geçmek istemiyoruz. Çünkü cinsel şiddete karşı öz savunmanın sembolü olan Nevin Yıldırım’ın isyanı ile 19-22 Aralık’ta diri diri yakılan insanların, kadınların isyanının aynı elle bastırıldığı yerin adıdır hapishane.

Unutulmamalıdır ki onlar kadın mücadelemizin neferleridirler. Dışarda yaşadığımız baskı mekanizması hapishanedeki kadınlara çeşitli politikalarla daha ağır biçimlerde dayatılmaktadır. Hak gasplarının, cinsel saldırının, insan hayatının hiçe sayıldığı, sistemin inşa ettiği duvarlar arkasında en ağır bedellerin verildiğini ve adıyla müsamaha hapishanelerin gerçekliğinin verili koşullarda en çok gündeme getirilmesi gereken bir süreçten geçtiğimizi vurgulayarak tüm kadınları birbirimizden aldığımız güç mücadele etmek için, içeride tutsaklara dışarıda bizlere uygulanan bu tecriti birlikte yıkmak için Demokratik Kadın Hareketi ve Avrupa Demokratik Kadın Hareketi olarak “Tutsaklara Ses Tecrite Direniş Ol” şiarıyla bir kampanya başlattığımızı duyuruyoruz. Başlattığımız bu kampanya ile herkesi patriarkal kapitalist sisteme başkaldırmış tüm kadın tutsakları sahiplenmeye, tutsaklara uygulanan tecriti yıkmaya, onların sesini dışarıya taşımaya çağırıyoruz.

 

Avrupa Demokratik Kadın Hareketi (ADKH)

Demokratik Kadın Hareketi (DKH)