Kontrolü elinde tutan dünyasal erk sahibi egemen güçler dışında (görece dışında), toplumların tüm kesimleri ve bu kesimlerden bütün kişilerin hiçbir özelinin ya da mahrumiyet alanlarının kalmadığı, bireyin özeli, ailenin özeli, toplumun özeli denilen şeyin sahte bir safsataya dönüştüğü bir dünya gerçeğinden geçmekteyiz. Teknolojik gelişmenin patlamalar gösterdiği bugünkü dünyada, sırdan-saklıdan-özelden bahsetmenin esasta anlamsız ve geri bir tartışma olduğu uzmanların görüşüdür. Ki, bu görüş, durumun çok daha vahim olduğu tezinden hareket etmektedir. Aynı uzmanlar, bu kontrolden muaf olmanın tek yolunun teknolojiden tamamen uzak kalmakla mümkün olduğunu açıklamaktadırlar. Bu açıklama gerçeğe uygundur. Lakin, bizler insanın yaratıcılığına güvenip inanmakla birlikte, insan mahareti olan teknolojinin insanın yaratıcı yeteneğini yenemeyeceği kanaatindeyiz ki, belirleyici olan teknik değil, insandır derken haklıyız. Mutlak bir kontrol ve hakimiyet eşyanın tabiatına da aykırıyken, bu kontrolün dışına çıkmak mümkündür. Teknolojik araç-gereçten uzak durmak bunun bir yoluyken, başka yaratıcı üretkenliklerle teknolojik tuzakları boşa çıkarmak da olasıdır…

Teknolojik saha uzmanlarının, teknolojinin yararları ve zararları/olumluluk ve sakıncaları biçiminde tartışma yürütmesi anlamlı olup, bizlerin teknolojinin tuzaklarına dikkat çeken yaklaşımlarımızı doğrulayan dayanaktır. Kuşkusuz ki, bizler de teknoloji meselesinde tamamen karşıt ve retçi bir inkarla değil, onun yararları ve zararları bağlamında bir tartışma yürütmekteyiz. Bizim üzerinden yükseldiğimiz yan, teknolojinin ilgili egemenlerce dünyayı kontrol etme aracı olarak kullanılması ile aynı teknolojinin kurbanı olan küçük dünya sahiplerinin bu teknolojiyi kişisel hırslarıyla devrimcilere karşı kullanması arasındaki çelişki ya da ilişkidir. Şurası kesin ki, teknoloji insanlığa sağladığı büyük avantajların yanı sıra, insan tarafından kullanılmak kaydıyla kirliliklere de alet olup yol açan ve tuzaklara olanak sunan uygun özelliğiyle sınıflar mücadelesinin karşısında da kullanılmaktadır…

Teknoloji, insanı tembelleştirip yeteneklerini körelten özelliğine karşın, zorluklar karşısında insana avantajlar sağlayıp geniş olanaklar sunan, çözüm ve alternatifler sağlayarak insan yaşamını kolaylaştıran vb. vs. özelliğiyle tamamen faydalı ve insanlık yararınadır. Üretim ve gelişme sürecinin diyalektik tezahürü olarak kaçınılmaz bir ilerleme argümanıdır teknoloji. Teknoloji bir bilim ya da bilimsel gelişmenin bir ürünüdür. Bu nedenle teknolojiye karşı çıkmak prensip olarak bir paradoks ve gericiliktir.  Diğer araçlar gibi teknoloji de sınıflar karşısında kayıtsız, tarafsızdır. Kimin kullandığı, nasıl ve ne amaçla kullanıldığı, hangi sınıfın kontrol edip elde tuttuğu sorunu olarak, somut bir mesele olup, teknolojinin oynadığı reel rolü negatif ya da pozitif yönde tayin eder. Hangi sınıf egemen ise, o sınıf kendi çıkarları doğrultusunda kullanır. Gerici sınıflar gerici tahakkümünü pekiştirip geliştirmek için teknolojiyi kullanırken, devrimci sınıflar insanlığın yararına kullanırlar. Bu bağlamda, gerici sınıflar bilimsel gelişmeyi sınıf çıkarlarına göre ayarlayıp onun önünde köstek olurken, devrimci sınıflar bilimsel ilerlemenin önündeki engelleri ortadan kaldırarak onu özgürleştirirler. Teknoloji silahının yanlış veya kötü kullanılması, teknolojinin kötülüğü değil, onu kullanan ögenin kötülüğüdür. Ya da doğru amaçlar için kullanmayan sınıfların veya doğru kullanmayanların zaafıdır. Teknolojinin geliştirilmesi, teknolojiden yararlanma ve onu kullanma, bilimden ve ilerlemeden yana olanların reddedemeyeceği bir gereksinimdir.

Teknolojinin tüm dalları kendi alanında büyük fonksiyon oynar. Üretim teknolojisinden, askeri teknolojiye, tıp teknolojisinden bilişim teknolojisine kadar tüm alanlar teknoloji sayesinde devasa üstünlüklere ve çözüm gücüne ulaşırlar. İnsanın kullanacağı iş gücünü, harcadığı emek ve enerjiyi, zaman ve etkinlik sürecini azaltıp asgariye indirerek muazzam bir kolaylaştırıcı olarak rol oynar. İnsan gücünü devasa boyutlara ulaştırır ve erişemediği zorlukları ayaklarına serer. Özellikle bilgiye ulaşma konusunda en hızlı, en kolay ve en etkin olanaklar sunarak nüfuz oluşturur. İletişim, ilişki ve ulaşımı en hızlı, en kolay hale getirerek insanlar arasındaki duvarları yıkar. Bilgi transferinden para transferine, eğitimden kültür sanata, dayanışmadan paylaşıma, günlük yaşam gereksinimlerinden politik örgütlenmelere kadar hemen her alanda engelleri ortadan kaldırarak büyük etkilere yol açar. Daha fazlasını yaparak insanlığın gelişmesi için en zengin şartları yaratır, insanlığın hizmetine sunar…

Üretimde kullanılan makinaların gelişimi ve hizmet sektörüne kadar uzanan alanda robotların denenerek devreye sokulduğu, aynı teknolojinin savaş teknolojisi alanında insansız araç-gereçlerin geliştirilerek kullanılması biçimindeki devasa gelişme, bir fotoğraf karesinden ayrıntılı bilgilerin edinilmesi gerçekliği, ciplerin bulunduğu karların üzerinden ayrıntılı bilgi ve kontrolün sağlanması, yapay zeka ve daha bilinmedik bir dizi muhtemel gelişme “teknoloji çağı” söylemini objektif zemine oturtan devasa gelişmelere işaret etmektedir. Ve bu, gerçek bir durumdur; hem de yaşamın tümüne sirayet edip nüfuz kuran, dolayısıyla gelişme düzeyi ve çelişkiler bağlamında da sınıflar mücadelesini doğrudan etkileyen dört başı mamur bir süreçtir.

Tekniğe Karşın İnsanın Rolü Esas Belirleyici Olandır

Teknolojinin pozitif içeriği ve önemi hakkında yaptığımız kısa vurgular yetersiz olup, onun geniş muhtevası karşısında sadece dikkat çekme babında anlamlıdır. Teknolojinin yaşamdaki yansımaları onun önemini çıplak biçimde gözler önüne sererken, işin ehlinin bilgi vermesine bile gerek duyulmayacak kadar teknolojinin üstün yetenekleri bilinmektedir. Ki, esas muradımız teknoloji dersi vermek değil, aksine teknolojinin kullanılmasından ya da bilinçsizce ve yanlış kullanılmasından doğan sakıncaları ders etmektir.

Sınıflar mücadelesi açısından bakıldığında, zaten eşitsiz ve güçler dengesinin burjuvazinin lehine olduğu, iktidar ve egemenlik araçları ve baskı örgütü bağlamı dahil hemen her bakımdan gerici sınıfların avantajlı olup bir dizi üstünlüklere sahip olduğu kesin doğrudur. Gelişen teknolojik düzey, sınıflar arasındaki bu eşitsizliği daha büyük uçurumlara taşımıştır. Lakin bu üstünlükler geçici olmakla birlikte, biçimsel, teknik, örgütlenme ve reel güçler bakımından geçerliyken; bilimsel temel, ideolojik-teorik-felsefi dünya görüşü, tarihsel ve siyasi haklılık, meşruiyet ve geleceği temsil etme dinamizmi, dolayısıyla uzun vadeli-stratejik bakımdan gerici sınıflar değil, devrimci sınıflar üstün ve güçlüdür. Burjuvazi ve bilumum gerici sınıflar gücünü haksız baskı ve tahakkümden almakta, sömürü ve baskıdan beslenmektedir. Bu bağlamda güçleri, halk kitlelerinin sömürülerek baskı altında tutulması kaydıyla kitlelere dayanmaktadır. Bu güç özünde kof ve köhnedir. Gerçekte güçlü olan emekçi sınıflardır, halklardır. Tekniğe karşın insanın rolü esas belirleyici olandır. Son tahlilde tayin edici olan kitlelerdir. Bu gerçeği unutmak ideolojik kırılmayı kaçınılmaz kılar…

Nitekim burjuvazi teknolojinin de desteğiyle yoğun bir ideolojik-siyasi-kültürel saldırı bombardımanı gerçekleştirmekte, büyük bir tasfiyecilik geliştirmektedir. Ne yazık ki, bu tasfiyeci yabancılaştırma ve çürüterek erozyona uğratma saldırıları önemli oranda karşılık bulup etkili olmaktadır. İdeolojik-politik savrulmalar, derin bir çürüme, kırılma ve yabancılaşma süreci işlemektedir. Devrimci dirençlere karşın, bu tasfiyeci kayma, çürüme ve yozlaşma geniş kesimlere sirayet etmektedir…

Sosyal medya denilen platform bunun bir göstergesi ve kanıtı durumundadır. Ki, bunun gerçekte sosyal mi, yoksa bohem mi olduğu, adı geçen platformun nasıl ve hangi amaçla kullanıldığına bağlı olarak tartışmaya açıktır. Hemen her şeye açık olmakla birlikte, kim olduğu bilinmez olan herkese açık bu platform, doğru kullanıldığında yararlı olmakla birlikte, sorumsuzca ve art niyetli olarak kullanılmaya müsait özelliğiyle kötü kullanıldığında ise, en kötü rolü oynayan zemin niteliğindedir. Bu anlamda, ilgili platformun esasta iyi mi, yoksa kötü mü olduğu mevcut fonksiyonu itibarıyla değerlendirildiğinde verilecek yanıt negatiftir. Kısacası, bu platformdaki paylaşım ve bilgilerin güvenilirliği kesinlikle sorunludur. İsteyenin istediği gibi ve istediği amaçlarla kullanabildiği tamamen kontrolsüz olan bu platformun ciddi tartışmalar için tercih edilmesi mevcudun dışındaki kanıtlarla desteklenmeye muhtaçtır. Bu platformdaki paylaşımlar herhangi bir kural, ilke ve etiğe bağlı kalma zorunluluğuna tabi olmadığı gibi, bu paylaşımlar burjuva egemenler dışında herhangi bir yükümlülük ve bağlayıcılık şartına tabi olmayıp, insani değer ve erdemler karşısında bir disiplinle yüz yüze değildir.

Sınırsız bir serbesti alanıdır bu platform. Yaygın kullanılması veya herkes tarafından kullanılmasına prensip olarak karşı çıkılamaz. Lakin, bu herkesin ve her şeyin kullanılması, kirli, gerici ve karanlık güçler tarafından kullanılması bakımından ciddi bir soruna yol açmakla birlikte, bohemliğe de meydan olduğu inkar edilemez. O halde sosyal medya denilen bu platformun, bu nitelikteki kullanımı reddedilmeli ve eğer ayrıt edilebiliyorsa doğru amaçlar için kullanılması savunulmalıdır. Bu kontrol ve denetimin sağlanamayacağı, dolayısıyla bir bataklığa dönüştürülen bu alanın her kullanıcıyı bu batağın içine çekeceği dikkate alınmak durumundadır. Açık ki, kullanmak veya kullanmamak kullanılan platformun ne derece sağlıklı olduğuna bakılarak kararlaştırılması gereken bir husustur.

Sosyal Medyanın Kirli ve Gerici Paylaşımlarına Kendimizi Kapatmak En Doğrusudur

Yığınca kirliliğin, gerçek dışı yalan ve manipülasyonun, karalama, teşhir, deşifrasyon ve gerici saldırıların gırla gittiği bu platform, belli bir zamandır dünyanın en aşağılık işi olan ihbarcılığın alenen yapılmasına meydan olmaktadır. İhbarcılık, bu platformla çok daha yaygın ve kontrolsüz bir serbestiyle adeta yeni bir türeve terfi etti. Eleştiri adına, hatalara karşı tavır alma adına, ideolojik mücadele adına ve çoğu kez de kişisel kin, hırs ve egoların tatmin edilmesi uğruna, devrimci kadro ve parti-örgütler mesnetsiz yalan ve iftiralarla, gerçek dışı beyan ve suçlamalarla hedef gösterilip karalanmakta, teşhir ve deşifre edilmekte, adları, yerleri, işleri ve ayrıntılı bilgileri verilmek suretiyle düşmana ihbar edilmektedirler. Tam bir yargısız infaz alanı olarak kullanılmaktadır bu platform. İşte sosyal medya bu muhtevada kirli amaçlarla ve karanlık unsurlarca da kullanılmaktadır ki, protesto edilip kullanılmaması ve uzak durulması gereken bu eksendir. Bu karşı çıkışı, devrimci amaç ve tarzda kullanılan sosyal medyaya karşı çıkma olarak yorumlamak elbette zorlamadır…

Esas mesele sosyal medya değil, sosyal medyanın kullanılış biçimi, kullanma amacı olarak nitelik edinen kirli ve gerici yüzüdür. Bu kullanılış biçimine karşı çıkarak, bu zemindeki paylaşım ve kirliliklere kendimizi kapatmak en doğrusudur. Hangi niyet ve amaçla, hangi duruş ve anlayışla olursa olsun, sosyal medyanın bu kirli alanına girmek sağlıksız zemine girmekle eştir. Karanlık güçlerin yem atarak oltaya getirme, tekniğin maharetiyle belli hedeflerine ulaşma ve çözülemeyen oyunlarla oyuna getirme hileleri unutulmamalıdır. Devrimci niyetle de olsa, o kirli alan boyutuna adım atmak, adeta renk belirtmek, adres ve bilgi vermek, kirli tartışmaya çekilme hilesine düşmek gibi yığınca sakınca ve tehlikeler taşır. Kimin neye tepki verdiği, duyarlılığının ve tavrının ne olduğu kolayca tespit edilebilir. Bu, bizlerin önemsememesine karşın, düşman için değerli bir bilgidir. En küçük bir bilgi, düşman için fevkalade önemlidir ve üstünde yürüyeceği bir delildir. Mesele hukuksal yükümlülükten çok daha öteye bir anlam taşır. Misal, belirsiz olan biri, küfür ve hakaretlerle, ağır tahrik ve saldırılarla bir paylaşımda bulunur. Buna refleks göstererek karşı paylaşımda bulunmak, renk verip düşmanın istediği oyuna gelmek, oltaya gelmek ve düşmanın istediği davranışı göstererek küçük de olsa düşmanın elde etmek istediği o basit bilgiyi düşmana vermektir. Düşman en küçük bir bilgi edindiğinde, o bilgiyi elindeki diğer bilgilerle-istihbaratlarla birleştirerek daha büyük sonuçlara gider-gidebilir. Eğer gerçekliği olmayan ve size ait olmayan bir duyum kulağınıza iletiliyorsa, bilin ki düşman bununla dolaylı-dolaysız sizi, sizin yerinizi, sizin son durum ve pozisyonunuzu vb. vs. tespit etmek istiyor demektir. Yine, eğer düşman çok anlamsız biçimde, hiçbir gerekçe olmadan ve hiçbir işlem yapmadan sadece kimliğinizi sorup öğreniyor ve baktıktan sonra kimliğinizi verip gidiyorsa, o düşman-polis sizi takip edendir ve sizin siz olup olmadığınızdan emin olmak istiyor demektir. Ya da alenen, gözümüz üzerindedir mesajı vermek istiyor. Dolayısıyla sizin harekete geçmenizi isteyerek ne yapacağınızı, nereye ve kime gideceğinizi kontrol-tespit ederek ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşmak istiyor demektir. Özcesi, sizi tahrik eden, sizi uyaran, sizi harekete geçmeye çalışan paylaşım ve saldırılara, tepki vermeden kayıtsız kalmanız doğru olandır, o kirli alan boyutuna hiç girmemek ise en doğrusudur. Bu bağlamda sosyal medyanın bu yüzüne kayıtsız kalıp bu alana girmemek tek doğru davranıştır. Kendimizi ve kendimize ait bilgileri gizlemenin-korumanın en iyi yolu, o alanlara itibar etmemek ve girmemektir. Giren herkes öyle ya da böyle oranın kirlerinden etkilenir, açıklar verir ve istemediği halde kirli oyunlara düşer, olumsuzluklara ortak olur. Bu zeminde, gel-gel diyen sese kulak kabartmamak tehlikeden sakınmanın belki de tek yoludur…

Belli bir zamandır adeta düğmeye basılmış gibi, dört koldan saldırılar, ağır hakaret, suçlama, karalama, teşhir ve deşifrasyon ve açıkça ihbar etme paylaşımları sosyal medyada yayılmaya başladı. Bu bir tesadüf değildir! Bilakis belli bir yönelim ve plan temelinde bilinçli olarak gündeme sürülen oyunların ürünüdür. Bunu anlayamayan bazı “kötü huylular” gecikmeden bu paylaşımlara paralel pozisyon alarak kirli-karanlık oyunlara düşüp ortak olmaktadırlar. Kişisel kin, öfke ve öç duygularıyla hesap güden bu aymazlar, düştükleri kirli-karanlık batağı ya fark etmemekte ya da kişisel hırs ve duygularına yenik düşerek gerici saldırılara ortak olmaktadırlar. Burjuvaziyle ve burjuva amaçlarla ortaklaşmaktadırlar. Oysa, esas olan insani erdemler, onurlu değer ve devrimci ilkelerdir ki, bunlardan yana tutum belirlemek her saygın kişinin kendisine saygısıyla ve niteliğiyle alakalıdır. Gericilere ve gerici saldırılara karşı, devrimcilerden ve devrimci değerlerden yana tavır almak keskin bir kişilik sorunu olarak değer taşır. Ne ki, burjuva manipülasyon kurbanı ya da burjuva tasfiyeci saldırılara boyun eğerek kırılıp yabancılaşan yeterince köksüz bulunmaktadır. Bir de alenen düşmanlık yapan aşağılık düşkünler vardır. Birincileriyle ikincileri tamamen farklıdır ve birbiriyle aynılaştırılamazlar. Fakat açık düşmanlar kadar olmasa da ideolojik-politik yozlaşmadan beslenenler de ciddi tahribat ve yıkıcı etkiler göstermektedirler.

Bunları, bilinçli ihbarcılar ve yabancılaşmanın çukuruna düşmüş kör beyinli şuursuzlar olarak ayırmak mümkündür. Birinci türler, yerden isme kadar gerekli olan bilgiyle ihbarnamelerini sosyal medya üzerinden servis ederken, ihbar namelerine sadece “polisin dikkatine” mühürü basmayarak aşağılık rollerini oynamaktadırlar. Yani, ihbarcılığın yeni türevi olan dijital-teknolojik metotla görev icra etmektedirler. Polis karakoluna gitme yerine, önündeki tuşlara basarak devrimcileri düşmana sunmaktadırlar. İkinci türler ise, teşhir, karalama, yıkıp bozma eylemiyle pervasız davranırken, devrimcileri deşifre eden aymazlıklarıyla objektif olarak kapalı ihbarda bulunmaktadırlar. Bunların gözleri, kişisel hırs, intikam ve amansız egoları tarafından körelmiştir. Dar kavgalarıyla devrimcileri hedef almaktan imtina etmeyen bu türler, devrimcilik veya politik tutum adına kendilerini kamufle etmekte fakat yaptıkları teşhir-deşifrasyonlarla objektif ihbarcılık torbasına girmektedirler…

Temel ilke ayrımında net duruş ve açık kafaya sahip olmayanların gideceği yer budur. Devrimci ilke ve değerleri körelmiş dar kaygı ve kişisel hırslarına feda edenlerin ve bencil egolarına kurban olarak temel sınıf tutumunda bir ayrışım yapma yeteneğinden uzaklaşmış olanların tutacağı saf elbette ki devrimci saf olamaz. İdeolojik mücadele ile siyasi mücadeleyi karıştıranların gireceği kulvar, karşı-devrimle mücadele yerine, devrimcilerle mücadele kulvarı olur. Bu, niyet meselesi değil, kişinin kötülüğü meselesi hiç değildir; yozlaşıp yabancılaşan duruma komuta eden ideolojik-siyasi çizgideki derin kırılma ve bencil hırsın beslediği çürümenin dışa vurumudur…

Devrimciliğin basit prensiplerinden başlayan ideolojik mücadele tutumuyla proleter devrimciliğin bilince çıkarılıp yaygın propagandanın geliştirilmesi elzemdir. Çürüme küçükten başlayarak büyüğe doğru yol alır. Bunun için, her türden hata ve zaafa karşı keskin ideolojik mücadele yürütmek ertelenemez görevdir. Bu mücadele, sadece dışardaki çürüme ve yabancılaşmaya karşı değil, en geniş yelpazede geçerli olup yanı başımızda filiz veren zayıflıklara karşı yürütülmek durumundadır. Kimsenin hatalara karşı mücadele ederek çürümeye karşı diri ve tetikte olma dışında bir garantisi yoktur. Dışımıza çıkan, içimizden çıkmıştır. Dıştaki içimizden çıkarak dışa gitmiştir. O halde sorunu içerde verilecek ideolojik mücadele gereksiniminden bağımsız olarak ele alamaz, dışarıya atarak ideolojik mücadelede başarı gösteremeyiz. Devrimci kaleler ne kadar sağlamsa, dışardan saldırılar o kadar zayıftır…

Bu yazı ilk olarak Halkın Günlüğü gazetesinde yayınlanmıştır.