Hapishanelerde 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başlayan hak gaspları ve tecrit koşullarının pandemi bahanesiyle tırmandırılarak tutsakların dışarıyla olan tüm bağlarının koparılmasına ve kimliksizleştirilmesine karşı Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi üyeleri Adli Tıp Kurumu önünde bir açıklama gerçekleştirdi.

İnisiyatifi üyesi Uğur Karadaş, inisiyatif olarak başlattıkları kampanya çerçevesinde açıklamalarda bulundu. Tutsak yakınları ve aileleri olarak içerdeki devrimci tutsakların yaşadıkları sorunları dışarıya taşıyarak onların sesine ses, mücadelelerine ortak olmaktan asla vazgeçmeyeceklerini dile getiren Karadaş, “her gün farklı farklı hapishanelerden saldırı, sürgün, hak ihlali ve hatta tecavüz haberlerini aldığımız bu günlerde bu sesi daha da çok dile getirecek, sokak sokak, kent kent, meydan meydan bu sorunları görünür kılacağız” dedi.

Hastanelerden aldıkları “hapishanede kalamaz” raporlarına rağmen bugün önünde durduğumuz kurumlarca tahliyeleri engellenen hasta tutsakların hayatları ölüme terk ediliyor diyen Karadaş, “bu hukuksuzluğa izin vermeyeceğiz!” dedi.

Açıklamayı okuyan TDİ dönem sözcüsü Ertan Çıta ise; Artık hapishane idareleri mahkemelerin yerine geçiyor, tutsakların tahliyeleri engelleniyor. Mahkemelerin verdiği hapis cezaları yeterli görülmeyerek tutsaklara ceza içerisinde ceza uygulanıyor. Pandeminin ardından tutsaklara yönelik saldırılara yenileri eklendi. Tutsakların görüş hakları tamamen ortadan kaldırıldı, devrimci-yurtsever gazete ve dergiler “BİK yasası” gerekçesiyle engellendi, bir nevi “tecrit ve ölüm” sarmalı içerisine hapsedildi. Bu süreçte birçok hasta tutsak yaşamını yitirdi, tedavi olamayan birçok tutsağın sağlık durumu kötüleşti. Tüm bu saldırılara rağmen üretmeye, direnmeye ve devrimci faaliyete devam eden tutsaklar yeni bir saldırı politikasıyla karşı karşıya: bunun adı da S Tipi hapishaneler’dir” dedi.

Hapishanelerin mimari yapısıyla (tekli hücrelerle, tel örgülerle) tecride maruz bırakılan tutsaklar, egemenlerin yeni saldırı politikalarının ilk hedefi oluyor diye belirten Çıta, “Egemenlerin, F Tiplerinde, “yüksek güvenlikli” hapishanelerde uygulayamadığı ya da uygulamakta zorlandığı saldırıları S Tipi hapishanelerde de dayatacağını öngörmenin zor olmadığını” belirtti.

HASTA TUTSAKLARIN ÖLÜME TERK EDİLMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ!

Pandeminin hemen ardından çıkarılan infaz yasasıyla sayısı yüz elli bini bulan adli tutuklu, çete ve mafyanın tahliye edildiğinin altını çizen Çıta; “Politik tutsakların ise neredeyse tüm kazanılmış hakları gasp edildi. Zaten ağır olan hapishane koşulları daha da ağırlaştırıldı. Tek başına yaşamını idame ettiremeyen, “hapishanede kalamaz” raporu verilen politik tutsaklar dahi tahliye edilmedi, ölümle baş başa bırakıldı. Nebi İlhan, İsa Gültekin, Hayrettin Yılmaz, Sıtkı Pektaş, Mehmet Ali Çelebi ve ismini sayamadığımız çok sayıda tutsak bu süreçte devletin politikaları nedeniyle yaşamını yitirdiğini” söyledi.

Pandemi sürecinde tecrit içerisinde tecrit yaşayan hasta tutsakların düzenli kontrol ve tedavileri bugün için hala bir engel olarak karşımızda durduğuna da değinen Çıta, “Hasta tutsaklar, devletin pandemi koşullarında uyguladığı yanlış politikaları canıyla, sağlığıyla ödüyor. Çoğu hapishanede revirlerin donanımsız olduğu bilinirken hastanelerin risk barındırması bahanesiyle aylarca sevki ertelenen ya da yapılmayan hasta tutsakların tedavileri aksıyor, ameliyatları erteleniyor. Tedavi için hastaneye gidebilenlere ise kelepçeli muayene dayatması yapılabiliyor ve hapishaneye döndüklerinde uzun süre tecrit koşullarındaki karantina hücrelerine kapatılıyorlar” dedi.

Çıta açıklamanın devamında şunlara değindi:

Hasta tutsakların tahliyeleri ya hastane ya Adli Tıp Kurumu (ATK) ya da savcılık engeline takılıyor. Hastanelerden tutsakların onca zorlukla alabildikleri raporlar çoğu zaman siyasi tutumla karar veren ATK tarafından kabul edilmiyor. Kabul edilse ve ATK raporu alınabilse dahi bu raporla verilmesi gereken tahliye kararı “toplum güvenliği bakımından tehlike” bahanesiyle uygulanmayabiliyor.

Farklı hapishanelerden art arda duyduğumuz ve çoğunlukla politik tutsaklara yönelik olan saldırılar, yaşamın her alanında yaşayacağımız başka saldırıların da habercisidir. Devlet yeni saldırı dalgasını yine hapishanelerden başlatmıştır ancak tarih gösterir ki bununla sınırlı kalmayacaktır.

Yaşadığımız coğrafyanın açık hapishaneye çevrilmesi yetmezmiş gibi toplumun her kesiminden en ufak karşı çıkış elektronik kelepçe, ev hapsi, imza dayatması, alan sınırlaması gibi uygulamalarla karşılanırken tutsaklığın hiçbirimiz için uzak bir olgu olmadığının farkındayız.

Biz tutsak yakını ve aileleri olarak, hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek için burada toplandık. Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi olarak 19 Aralık’a kadar her an ve alanda “İnfaz yakmalara son!”,“Hasta tutsaklar serbest bırakılsın!” diyeceğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz.

Ve tutsak aileleri, yakınları, yoldaşları olarak bir kez daha söylüyoruz: Tutsakların tecrit duvarlarının arkasına gömülmesine ve tüm yaşamın hücreleştirilmesine izin vermeyeceğiz! Hapishanelerdeki baskı, saldırı ve işkenceye karşı toplumun her kesimini içerideki tutsakların dışarıdaki sesi olmaya, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

Devrimci mücadelenin sürdüğü hapishanelerde bir irade savaşı veriliyor. Egemenler devrimci iradeyi kırmak, halkı sindirip korkutmak, yalnızlaştırmak için tüm araçlarıyla saldırıyor. Dört duvar arasında bilincinden ve bedeninden başka silahı olmayan politik tutsaklar hapishanelerde direnmekten vazgeçmiyor.

Öyleyse bizler de bugün hapishanelere yönelik her saldırının aynı zamanda halka yönelik olduğunu bilerek, tutsakları yalnızlaştırma politikalarına karşı daha gür ses çıkaralım. Tutsakların ortaya koyduğu iradeyi sahiplenelim, saldırıları beraber göğüsleyip, beraber karşı koyalım.

Çıta’nın ardından sözü HDP Milletvekili Musa Piroğlu aldı. Piroğlu, ATK’da görevli bulunan memurların Hipokrat yemini’ne bağlı kalmalarını ifade ederek, iktidarın bir işkence aracına dönmemeleri noktasında uyarılarda bulundu. Adalet Bakanlığı’nın da sorumlu olduğunu belirten Piroğlu, “politik tutsakların yaşadıkları saldırılar ve hasta tutsakların ölümünden de bu iki kurum sorumlu olacaktır ve hesabını mutlaka vereceklerdir “dedi.

Eylem sloganların ardından sonlandırıldı.

 

Alınteri