Sosyalist Öğrenci Hareketi (SÖH), Geleceksizliğe, İşsizliğe, Faşizme, Sömürüye Karşı Örgütlü Mücadeleyi Yükseltiyoruz! başlığıyla bir açıklama yayınladı.

Açıklamanın tam metni şöyle;

”Kapitalist barbarlık 21. yüzyılda dünya halklarına açlık, sefalet ve ölümü tüm şiddetiyle dayatmaktadır. Milyarlarca insanın yoksullukla boğuştuğu dünyamızda çok küçük bir azınlık dünya kaynaklarını yağmalamakta, gençleri, kadınları, işçileri yani kısaca halkı sömürmektedir. Gözünü kâr hırsı bürümüş azgın burjuvazi dünyayı felakete doğru sürüklemektedir.

Yoksul dünya ülkelerini kana boğan emperyalistler halkları açlığa, zorunlu göçe ve ölüme mahkûm etmektedir. ABD, Rusya, Çin gibi emperyalist devletler dünyayı talan etmek için adeta yarışmaktadırlar. Latin Amerika’da, Afrika’da, Orta Doğu’da, Asya’da bazen direkt işgal ederek bazen yerli işbirlikçilerini kullanarak bu coğrafyalardaki halkları sömürmektedirler. En son Afganistan’da yıllarca süren işgalin ardından ülke bir kaosun içinde bırakılmıştır. Taliban yönetimi ele geçirmiş ve Afgan halkına olan düşman tutumunu devreye koymuştur. Binlerce kadın ve çocuk tecavüz ve ölüm tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Keza öncesinde Suriye üzerinden çıkar çatışmasını şiddetlendiren emperyalistler milyonlarca insanın ölmesine, sakatlanmasına ve göç etmek zorunda kalmasına neden olmuştur. Son yıllarda Suriye’de IŞİD ve Afganistan’da Taliban zulmünden kaçan milyonlarca insan gittikleri ülkelerde (özellikle Türkiye ve Avrupa ülkelerinde) faşizmin saldırılarına maruz kalmaktadırlar.

Coğrafyamızda AKP-MHP faşist bloğu mülteci karşıtlığı üzerinden ırkçılığı körüklemekte ve faşist iktidarını devam ettirmek istemektedir. Bu faşist blok rakiplerini yenmek ve muhalefeti sindirmek için ırkçı politikalarını çete-devlet ortaklığıyla uygulamaya çalışmaktadır.

Kapitalist sömürünün dünyada yarattığı tahribatın sonucu oluşan COVID-19 pandemisi de yoksul halklara ağır bir darbe indirmiştir. Zengin sınıfın lüks yalılardan ‘evde kal’ çağrısı yaptığı, işçi sınıfının ise pandemi koşullarında çalışmak zorunda bırakıldığı bir sürecin içerisindeyiz.

Pandemi koşullarını fırsata çeviren faşist AKP-MHP faşist iktidarı bu süreci işçi sınıfı üzerinde bir baskıya dönüştürme çabasına girmiştir. Grevleri, 1 Mayıs’ı yasaklayan, sağlık emekçilerinin izin haklarını dahi ellerinden alan maaşları ödenmeyen bu iktidar işçilere ‘ölümüne’ çalışmayı dayatmıştır.  Okulların kapalı olması ve öğrencilerin sınava hazırlıklı olmayışını göz ardı ederek ezberci eğitimini bir kez daha dayatmış ve lise-üniversite sınavlarını yüz yüze yapmıştır.

Akıl ve bilimden uzak politikalarla salgını yönetiyormuş gibi göstermeye çalışan ancak gerçekte bu süreci lehine bir fırsat olarak gören iktidarın yaptığı ilk iş okulları kapatmak oldu. Milyonlarca öğrencinin eğitimini umursamayan bu iktidar sermayenin çıkarları doğrultusunda pandemi politikalarını belirlemiştir. Yıllardan beri sürdürdüğü eğitim politikalarıyla zaten yetersiz olan eğitim sistemi iyice içi boşaltılmışken pandemiyle birlikte daha beter bir hale getirilmiştir.

Kayyumları kabul etmeyen öğrenciler üniversiteleri eylem alanına çevirmiştir

Üniversiteleri şirketlerin arka bahçesi olarak gören, üniversitelerde yükselen gençliğin sesini bastırmaya çalışan, YÖK-Polis-Medya eliyle akademi üzerinde baskı kuran bu faşist zihniyet çıtayı biraz daha yükselterek gece yarısı kararnameleri ile üniversitelere kayyum atamaya başlamıştır. Kayyumları kabul etmeyen öğrenciler ‘Akademi diktatöre biat etmez’ sloganıyla üniversiteleri eylem alanına çevirmiştir. Bunun sonucu, polis ve ÖGB’nin saldırılarıyla yüzlerce öğrenci işkencelerle gözaltına alınmış, bazıları tutuklanmış, bazılarına rektörlükler tarafından disiplin soruşturmaları açılmıştı. Ve Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum Melih Bulu öğrencilerin tüm bu saldırılar karşısındaki kararlı direnişi ve birleşik mücadelesi sayesinde fazla tutunamamış, yerine bir başka kayyum Naci İnci atanmıştır.

AKP-MHP faşist iktidarı Kürdistan’da seçimle alamadığı belediyeleri kayyumla gasp etmiştir. Yükselen Kürt ulusal mücadelesini bastırmak için her yola başvuran faşist devlet ve onun temsilcisi AKP-MHP iktidarı en son HDP’yi kapatma hamlesine girişmiştir. Bu hamleye karşı başta gençlik olmak üzere devrimci, demokratik güçler ortak bir ses olmuşlardır. Bu noktada gençliğin dile getirdiği “Gençlik HDP’yi kapattırmayacak!” söylemi anlamlı ve önemli bir çıkıştır. İçinde Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin de bulunduğu birçok gençlik ve öğrenci hareketinin imzacısı olduğu bu söylem gençliğin birleşik mücadelesinin önemini ortaya koymaktadır. Gençliğin bütün kayyumları gönderecek iradesi vardır. 2017 yılında gerçekleştirilen referandum sürecinde yine birçok gençlik örgütünün ‘Gençlik başkanlığa hayır diyor’ çıkışıyla birleşik mücadele ile sokaklarda tek adam diktatörlüğü teşhir edilmişti.

Faşizmin ayrım yapmadan saldırdığı ezilen sınıflar, cinsiyetler bu saldırılara birleşik bir cepheden karşı koymalıdır!

Tekçi-cinsiyetçi sistem, akademide de kadın düşmanlığını sürdürmektedir. Geçtiğimiz günlerde ‘Kadın Üniversitelerini’ gündeme getiren AKP iktidarı, kadın üniversiteleriyle ‘zarif, kibar kadınlar yetiştirmek’ amacı taşımaktadır. Kadın üniversitelerine karşı yine genç kadınlar, kadını toplumdan izole eden, ikincilleştiren, cinsiyetçi meslek atayan kadın üniversitelerine karşı sözünü birleşerek sokaklarda verdi. Üniversitelerde cinsiyetçiliğe, erkek egemen anlayışa geçit verilmeyeceğini dile getirdi. Boğaziçi Direnişiyle birlikte, kampüslerde LGBTİ+ bireylere yönelik ötekileştirilme politikaları derinleştirildi. Yıllardır LGBTİ+ bireylerin, cinsiyetsiz yurt, ötekileştirilmeme gibi taleplerle yürüttükleri mücadele, nefret saldırılarıyla, cinsiyetçi söylemlerle karşılık buluyor.

Faşizmin ayrım yapmadan saldırdığı ezilen sınıflar, cinsiyetler bu saldırılara birleşik bir cepheden karşı koymalıdır. Faşizme karşı mücadeleyi diri tutmak, mahallerde, fabrikalarda ve üniversitelerde birleşik mücadeleyi büyütmek ve genişletmek gençliğin mücadelesini öne taşımada yol açıcı olmaktadır.  Faşizme karşı birleşik mücadele elzemdir.

Birbirleriyle dalaş halinde olan egemenler birbirlerinin hakkında olan iddiaları arasında, Demirören’in Ziraat bankasından 750 milyon dolar aldığı ve bunu geri ödemediği vardı. Sadaka verir gibi, verdikleri öğrenim kredilerini öğrencilerden tahsil etmeye çalışıp, edemediklerine haciz yoluyla el koyanlar emeğimizi gasp edenlerden başkası olmadığını biliyoruz. Atanamadığı için intihar eden yüzbinlerce genci görmezden gelip kasalarını doldurmaya çalışanlarla, üniversitelere kayyum atayan zihniyet aynı zihniyettir.

Biz sosyalistlerin görevi gençliğin öfkesini örgütlemektir

Gençliğin geleceksizleştirildiği, eğitim sisteminin çürümüşlüğü, üniversitelerde kadrolaşmanın had safhada olduğu, baskının arttığı günümüzde kitlelerin öfkeyle dolup taşması mücadelenin ivme kazanması gerektiğini bizlere bir kez daha göstermiştir. Yaşamın her alanında gençlerin bireysel öfkelerine şahit olmaktayız. İş bulamama, iş bulamadığı için çözümü uyuşturucu kullanmakta bulma, staj adı altında emekleri sömürülme, eğitimine devam edebilmek için düşük ücretlerle çalışma, çocuk işçiliği gibi nedenlerle gençler sisteme karşı öfke halindedir. Biz sosyalistlerin görevi bu öfkeyi örgütlemektir.

Sosyalist Öğrenci Hareketi, gençliğinin öfkesinin sesidir. Gençliğin her alanda yükselttiği ses Sosyalist Öğrenci Hareketi ile mücadele pratiğine dönüşmelidir. Sosyalist Öğrenci Hareketi, sadece lise ve üniversitelerde değil gençliğin olduğu her alanda sosyalist mücadelenin bir mevzisidir. Sosyalist Öğrenci Hareketi, kayyum atanan üniversitede ‘Akademi biat etmez’ sloganına ses olduğu gibi, fabrikalarda emeği gasp edilen genç işçinin sesidir. Mahallelerde yozlaşmaya, uyuşturucuya karşı çıkan halk gençliğinin sesidir.  Bu minvalde Sosyalist Öğrenci Hareketi, devrimci bilinç, bilimsel irade ve cesaretle mücadeleyi geliştirme ve ileriye taşıma sürecindedir. 

Bu düzeni değiştirecek güç ve bilince sahibiz. Sosyalist Öğrenci Hareketi, sistemin çarklarında savrulan öğrenci gençliğin, özgürlük mücadelesi veren genç kadınların, emeği sömürülen işçi gençliğin, mültecilerin, LGBTİ+’ların, ezilen tüm halkların ve tüm gençliğin sesidir.

Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok, kazanacak bir geleceğimiz var. İşgallere, savaşlara, sömürüye, kayyumlara karşı örgütlü mücadeleyi yükseltelim.