Coğrafyamızda siyasal iktidar mücadelesi dün olduğu gibi bugün de yürütülmekte ve sürdürülmektedir. Ezen ve ezilen çelişkisinin açığa çıkardığı politik çatışma buna binaen ortaya koyulan devrimci irade yakıcılığından bir şey kaybetmemiştir. Geri düşmeler, yenilgiler ve çeşitli zayıflıklara karşın siyasal iktidar mücadelesi ihtilalci özünü koruyarak devrim siperlerinden geri adım atmamıştır. Kuşkusuz ki bu ihtilalci irade tarihsel deneyim ve birikimlerinden bağımsız ele alınmaz. Ezilenlerin tarihi direnişlerin, bilimselliğin, insanın bilinçli rolünün tarihidir. Bu tarihsellik kendi içerisinde envai çeşit zenginliği barındırırken, aynı zamanda yol gösterici bir öze sahiptir. Marks, Engels, Lenin, Stalin ve Mao tarihin devrimci birikimine yaslanarak Bilimsel Sosyalizmi ayakları üzerinde diktiler. İlerlemeler ve atılımlar aynı zamanda kopuşlar ezilenlerin devrimci tarihine dayanarak sağlandı. Dolayısıyla tarih denilen olgu bir mazi değil, büyük zenginliklerin yatağıdır.

Coğrafyamızın mücadele tarihi kendi bağrında büyük atılımların ve kopuşların tarihidir. Coğrafya tarihimizde çok zengin birikimler ve atılımların mayalandığı nihai beşik 71-72 ihtilalci kopuşudur. Deniz, Mahir ve İbrahim’de cisimleşen bu süreç tasfiyeciliğe, parlamentarizme, pasifizme neşter vurdu. Siyasal iktidarın zor aygıtlarına karşı, devrimci zoru karşısına dikti. Bu son derece anlamlı atılım değerinden herhangi bir şey kaybetmediği gibi yakıcılığını daha fazla hissettirmektedir. Ama kuşkusuz ki bu süreçte politik kopuşu sağlaması, egemen tarih yazımından sıyrılması, tarihin bilimsel değerlendirmesini yapması, sosyalizm ve komünizm mücadelesini somuta büründürmesi, içinde bulunduğu koşulların materyalist değerlendirmesini yapması, ulusal kalkışmaların objektif ele alınması, manipülasyona dayalı tarih yazımını çöpe atması, ulusal katliamlara özel dikkat çekmesi, devlet tahlili ve politik iktidar mücadelesinde ki netliği nedeniyle Komünist Önder Kaypakkaya farklı bir kopuşu temsil etmektedir. Marksist, Leninist ve Maoist ideolojiyi bilince çıkarma kavrayışı da farklı bir niteliği temsil etmektedir. Ki bu nesnelliği ve ihtilalci özü sebebiyle egemenlerin baş düşmanı durumda olmuştur. Sadece egemenlerin saldırılarıyla sınırlı olmayan bu ihtilalci kopuş dönemin zayıflarını taşıyan örgüt ve kişileri tarafından şaşkınlık yarattığı kadar ürküntüde yaratmıştır. Yani Kaypakkaya coğrafya tarihinde bir ışık huzmesi olup karanlığa boğulan ve hasıraltı edilen olgulardan ihtilalci bir atılım ve kopuştur.

Bu siyasal paradigmayla cisimleşen ihtilalci özü boşa düşüremeyen özneler Kaypakkaya ile kurduğu ilişkilenmede yavan bir yan taşımaktadır. Ya Kemalizm ve Kürtlerin Kendi Kaderini Tayin Hakkı konusundaki kopuşunu ön plana çıkarmış ya da işkence tezgahlarındaki komünist tavrı tek yanlı ele alarak bütünlük gölgelenmiştir. Bu özneler tarafından siyasal iktidar perspektifinin ışığındaki analizler ve tutumlar bütünlükten yalıtılmıştır. Kopuş içerindeki ihtilalci komünist özü egemenler görmüş lakin bu politik özneler görmemiştir ya da görmek istememiştir. Genç yaşında bu çığır açıcı niteliği egemenlerin işkence tezgahındaki tutumunu katliama götürmüştür. Çünkü bu ihtilalci kopuş, yaşadığı taktirde bir dizi sorunu daha açığa çıkaracak, olguların özündeki gizleri aralayacak, cevap olunamayan sorulara cevap olacak tarihi akışına her yönüyle damga vurmuş olacaktı. İşte Kaypakkaya’nın savunma taslağı bu politik tehlikenin habercisiydi. Katledilme senaryosu bu hakikatlerin gün yüzüne çıkmaması dolaysıyla devreye sokuldu.

Kaypakkaya kimi oportünist tariflerin hiçbirine sığmayacağı gibi tek bir kalıba da sokulamaz. O ne bir köylü direnişçisi ne bir kasketli önder ne bir şabloncu ne maceracı ne de tek başına direnişe hapsedilen bir militandır. Bu ve buna benzer her kategorize etme Kaypakkaya’yı anlamama ve kavrayamamadır. Özünü bilmeme ufkunun sınırlarını bilince çıkaramama halidir. Önder Kaypakkaya Marks’tan Lenin’e uzanan oradan Mao’ya yükselen komünist ihtilalci perspektifin coğrafya sathındaki tek temsilcisidir. Komünist mirasın ilerleyen özüne bilimsel kavrayışla yaklaşan komünist öncü ve önderdir. Kendi tarihselliği içerisinde doğru analiz ve perspektiflerin yaşama geçirilmesinin militanı ve öncüsüdür. Bu tahlil ve tespitleriyle ayan beyan ortadadır.

Kaypakkaya’yı Anmak Lafzına Sarılmak Değil, Onun İhtilalci Özüne Sahip Çıkmaktır

Lenin; Biz Marks’ın teorisini tamamlanmış ve dokunulmaz bir şey olarak görmüyoruz. Tersine biz onun eğer yaşama uydurmak istiyorlarsa, sosyalistlerin her doğrultuda geliştirmek zorunda oldukları bilimin yalnızca bir temel taşına koyduğuna inanıyoruz der. Lenin’in bu veciz sözü Kaypakkaya’nın kavranışı noktasında ele alınması gereken bir diyalektik perspektiftir. Kaypakkaya kendi tarihselliği ve koşullarının bir ürünüdür. Aynı zamanda kendi tarihselliğinin sınırlılıklarını barındırır. Bu diyalektik kanun şeylerin her gelişim sürecinde vardır. Bu reel olguyu es geçmek dogmatizmin sularında atılan kulaçtır. Statükoculuktur. Dolayısıyla Kaypakkaya’yı anlamak Kaypakkaya’nın ihtilalci ruhunu somuta büründürmektir. Lafzına değil ruhuna sarılmaktır Kaypakkaya’yı anlamak. Bu bilinçle hareket etmeyen hiçbir özne, devrimin ihtiyaçlarına cevap olamaz. Öncü ve önderlere en büyük haksızlık onları ölü cümlelere hapsetmektir. Diyalektik materyalist felsefede dogmatizmin ve şablonculuğun hükmü yoktur. Bu bağlamda bizler Kaypakkaya’nın ardılları ve o tarihin takipçileri olarak onun kelimenin gerçek manasında savunulmasının somut koşulların bilimsel tespitiyle olacağını düşünüyoruz. Çünkü o kendi somut koşulların analizini yapmaktan sakınmadı. Kürecik ve Malatya raporu bu bakış açısının yansımasıdır. Sınıfların tahlili ve devrimin yolu-yöntemi ve niteliği somut koşullardan beslenmiştir. Son raddede bu bilimsel bakış açısını kuşanmak metodolojinse sadık kalarak onu anmak geliştirmek kavramak ve ileriye taşımak tarihsel bir görevdir.

Faşist Tahakküme Karşı, Kaypakkayacı  Militan İhtilalci Çizgiyi Kuşanalım

Coğrafyamızda AKP, MHP ve Ergenekon ittifakıyla derinleşen faşist tahakküm işçi ve emekçileri, azınlık inanç milliyetleri, Kürt ulusu ve diğer milliyetler üzerinde azgın saldırılarını sürdürmektedir. Tarihi zulüm ve kıyım üzerine kurulu verili devlet mekanizması bugün AKP- Erdoğan iktidarıyla dünün geleneksel yayılmacı ve azgın faşist niteliğiyle ilerlemektedir. Hak arama mücadelesini zor aygıtlarıyla bastıran, Kürt ulusunu hedef tahtasına oturtup yok etmeye çalışan, Alevileri inkar edip katliam senaryoları düzenleyen, öğrencileri geleceksiz bırakıp taleplerine copla cevap veren, kadınlar ev içine mahkum edip katliamların önünü açan, emekçileri açlığa ve sefalete mahkum eden, işçilere her türden zorbalığı hak gören bu siyasal iktidar baştan sona çürümüştür. Yeminli halk düşmanı bu sistem ve veçheleri baştan sona yıkımı temsil etmektedir.

Bu sistem sanata düşman, aydına düşman, Kürd’e düşman, Alevi’ye düşman, Ermeni’ye düşman, Zaza’ya düşman, işçiye emekçiye düşman, kadına düşman, LGBTİ+ düşman bir sistem olduğu her pratiğine yansımaktadır. Zorbalık ve zulüm politikası her bir yaşanmışlıkta tanıtlanmıştır. İleri demokrasi ve uygar medeniyetler serüveni acımasız bir yıkım senaryosudur. Tekçiliği bütün alanlara yerleştirme, sermayeyi büyütme, küçük bir azınlığın çıkarını koruma, yayılma bu siyasal iktidar ve sisteminin bütünlüklü politikasıdır. Çeşitli biçimlerde gelişen saldırılar siyasal erkini kaybetmeme ama aynı zamanda özüne uygun pozisyon alarak tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak yaratma gayretidir. Bütünlüklü ve çok yanlı bir projenin hayata geçirilmesini zorlamaktadır. Kayyumlar politikası, sanat alanına yönelik politika, inançlara yönelik saldırılar, kadın katliamının önünü açarak katliamı meşrulaştıran yasalar, gözaltı ve tutuklama terörü, çetelerin salıverilmesi bir dizi örnektir. Yine Covid-19 pandemisinde aldığı pozisyon işçi ve emekçiye biçtiği anlam ya açlıktan öleceksiniz ya da virüsten öleceksiniz yaklaşımı pervasız bir halk düşmanı olduğunu gözler önüne sermiştir. İşte bundan dolayı bu devlet aygıtı ve onun temsilcisi AKP- Erdoğan iktidarı çürümüştür. Halklarımıza yönelik ne tek bir olumlu politika geliştirme derdi vardır ne de öyle bir ufku… Dolayısıyla bu çürümüş sisteme karşı köklü radikal bir karşı koyuş şarttır. Çürüyen ve gün geçtikçe eriyen bu siyasal erke karşı mücadelenin başarısı radikal bir başkaldırışla zafer elde edebilir. Devlet mafya ilişkisinin daha bir açığa çıktığı, paramiliter güçlerin arzı endam ettiği, çetelerle iş birliğinin daha da derinleştiği bu kesitte örgütlenmek devrimci mücadelede yer edinmek geleceğimiz açısından son derece önemlidir.

Organize güce karşı organize olmak olası ihtimalleri göz önüne alarak birleşmek güçlenmek ve bu zulüm tiranlığından kurtulmak bizim elimizdedir. Denildiği gibi gerici olan her şey aynıdır vurmazsak yıkılmaz. Sistemler kendiliğinden nitelik değiştirmez. Dolaysıyla başarılı vuruşlar ve zaferler için örgütlenmek ve karşı koymakla mümkündür. İşte Kaypakkaya’yı andığımız bu günlerde Kaypakkayacı ihtilalci çizgiyi kuşanarak faşist tahakkümün karşısında dikilelim. Başarabiliriz, yıkabiliriz, faşist tahakkümü al aşağı edebiliriz. Meşruluk tayin edicidir. Meşrulukla yüklenip örgütlü mücadeleyle zafere…

Göğü Fethe Yönelen Tüm Devrim Militanlarının Kızıl Anısı Meşru Militan Mücadelemizde Yaşıyor

Coğrafyamızda eşit, adil yaşanılabilir bir dünya mücadelesinde devrimi ilmek ilmek ören kızıl karanfilleri saygıyla anıyoruz. Onlar karamsarlık ve umutsuzluk ikliminde boy veren kardelenlerdi. Umutsuzluk karamsarlık ve kararsızlığa karşı göndere çekilen umut meşalesi, ölümü küçülterek yenen militan ve öncülerdir. Göğsümüzü gere gere kazanacağız diyen cüretkar haykırışlardır. Tarihin sınıf mücadelesi tarihi olduğunu bilerek hareket ettiler. Tarihten öğrenmesini bilerek, araştırarak, öğrenerek, öğreterek bize şanlı bir miras bıraktılar. Hiç tereddütsüz özel mülkiyete ve onun veçhelerine neşter vurarak devrim mücadelesinin dehlizine atıldılar. Ve bize kılavuz oldular. Devrim şehitleri işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinin ateş topudur. Tarih işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesini omuzlayan öncüleri hafızasına kazımıştır ve silmek mümkün değildir.

Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın 47. ölümsüzlük yılı dolayısıyla demokrasi, devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitirenleri anıyor, mücadelemizde yaşatıyoruz.

 

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

18 Mayıs 2020