Sınıf mücadeleleri tarihi, ezilenlerin ezenlerden hakkını almaları için sürdürdükleri mücadeleler tarihidir. Kendi başına egemenlerin ezilenlere teslim ettiği bir hakka tarih henüz tanıklık etmemiştir. Bu nedenle dünyanın her bir coğrafyasında, yaşamın her bir alanında, insana ve doğaya ilişkin kazanılmış ne varsa ağır mücadele koşulları ve bedellerle sökülerek alınabilmiştir.

Spartaküslerin köle sahiplerine karşı binlerce yıl süren direniş ve başkaldırıları sayesinde insanlık utancı olan köleliğin ilkel hali ortadan kaldırılabilmiştir. Yarı köle olan köylülerin toprak sahiplerine karşı direnişleri ve mücadeleleri sonucunda ancak ağalık sistemine dayalı büyük feodal krallıklar yıkılabilmiştir.

Tarih, insanlığın özgürlük ve eşitlik yürüyüşünün en görkemli direniş ve devrimlerine ise emperyalist-kapitalist sistem döneminde tanıklık etmiştir. Sınıfların ortaya çıkması ve ilk köle ile başlayan özgürlük mücadelesi, Marks, Engels, Lenin, Stalin, Mao şahsında dönemin devrimci ve komünist önderleri tarafından sistematik bir kurtuluş fikriyatı ve mücadelesine dönüştürüldü ve pratiğe uygulandı. Emperyalist-kapitalist sistemin eşitsizliğe, adaletsizliğe ve özel mülkiyete dayalı ekonomi politiği, bilimi reddeden felsefe anlayışı, küçük azınlık tarafından gasp edilen yönetim modeli tüm kanıtlarıyla ortaya koyularak teşhir edildi.

İşçi ve emekçilerin, köleci ve feodal dönemin devamı olan bu adaletsiz kapitalist düzene mecbur olmadıklarını söyleyen komünist önderler, toplumsal mülkiyete dayalı komünal bir ekonomi politik, araştıran, sorgulayan bilimsel materyalist bir felsefe ve toplumun komünlerle kendisini yönettiği komünist bir toplum gerçekliğinin insanın ve doğanın tek gerçek kurtuluşu olduğunu bilimsel verileriyle ortaya koydular ve savundular. Böylece Spartaküslerden ve köylü direnişlerinden devralınan mücadele mirası işçi sınıfının önderliğinde tüm doğayı ve insanlığı kurtaracak olan büyük özgürlük yürüyüşüne dönüşmüş oldu.

Geçmiş köleliği devam ettirmeye çalışan patron ve ağa sistemlerine ve onların gerici her tür kültürüne karşı işçi sınıfı önderliğinde köylü ve diğer emekçilerin katılımıyla başlattıkları direniş ve devrimler, işçi ve emekçilerin, kadınların, ezilen inanç-ulus ve ırkçı saldırılara maruz kalan insanların özgürlük ve eşitlik yürüyüşünde büyük mesafeler kat etmesini sağladı. Paris Komünü, Sovyetler, Çin, Arnavutluk, Küba ve birçok alanda yapılan sınıfsal ve ulusal devrimlerin yanında kadınların eşitlik ve özgürlük başkaldırıları ve birçok alandaki hak mücadeleleri ile dünya binlerce yıllık kölelik zincirlerinin önemli bir bölümünü parçalamayı başardı. Milyonlarca devrimcinin yaşamı pahasına elde edilen bu temel haklar kapitalist iktidar sahiplerinin onlarca yıldır yaptıkları tüm saldırılara karşın hala insanların nefes aldığı alanlar olmaya devam etmektedir.

Kapitalist sistemde emek alanında 8 saatlik çalışma koşulları, sendikal haklar, kısmi anlamda elde edilen fikir ve ifade özgürlüğü, kadının erkek karşında özgür ve eşit olma adımları, doğanın talanının engellendiği her toprak karesi, ulus ve milliyetlerin yasaklanan dillerine yönelik yapılan her özgürlük yürüyüşü, inancı nedeniyle katliamlardan geçirilen toplulukların kazandığı her hak ve yaşamın her bir alanında sayabileceğimiz tüm haklar bu devrim mücadeleleri ve bedellerin karşılığında alınabilenlerden sadece küçük bir bölümünü ifade etmektedir.

Aynı sömürü düzeninin parçası olan coğrafyamızda da yaşanan tüm baskı, sömürü ve yasaklara karşı sınıfsal mücadele ve kimlikler üzerinde sürdürülen mücadeleler tarih sayfalarına kaydedildi. Ermeni Komünistler ve Mustafa Suphi’ler önderliğinde işçi ve emekçilerin sürdürdüğü sosyalizm mücadelesinin yanında ulusal kurtuluş mücadelesinde de esasta Kürtler olmak üzere, Ermeni ve diğer milliyetlerin özgürlük ve eşitlik mücadeleleri yükselmeye başladı. Kadınların özgürlük taleplerinin yanında Alevi, Ezidi, Süryani inanç kesimleri de eşitlik taleplerini yükseltiler.

Sayısız devrimcinin yaşamını yitirmesi pahasına önemli mesafeler kat eden coğrafyamızın özgürlük yürüyüşü, dünyadaki Kültür Devrimi ve diğer sosyalist hareketlerin etkisi ile 1968’lerde doruğuna ulaştı. 68 devrimci çıkışı Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Haki Karer ve İbrahim Kaypakkaya şahsında somutlanan sınıf, ulus, inanç ve cinsiyet kimliklerine yönelik mücadele ve savunularla binlerce devrimci ve milyonlarca kitlenin ortak değeri olarak tarih sahnesine çıktı.

Düzen içi temelde savunulan fikirlerle hesaplaşarak köklü olarak onlardan kopan 68 devrimci hareketi dünyanın her bir tarafında esinlendikleri sınıf mücadeleleri üzerinden komünizmin ustalarının metoduyla emperyalizmin tahlili, rejimin tahlili, sosyo-ekonomik yapı, ulusal sorun, devrimin araçları, mücadele yöntemleri ve temel taktikler noktasında kendi fikirlerini ortaya koyarak mücadele yürüttüler. Önemli ideolojik farklılıklara da sahip olan bu süreç büyük direniş ve mücadelelerin coğrafyamız mücadele tarihine önemli bir tecrübe ve kazanımlarla yerleşmesini sağlamıştır. Hala da yaşamın her alanında sınıf mücadelesi bedeller ödenerek ve şehitler verilerek devam etmektedir.

Dünyada ve coğrafyamızda devrim ve sosyalizm mücadelesinde iki çizgi mücadelesinin konusu olan bu fikir farklılıklarının sınıf mücadelesinin bir zenginliği olarak gören Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) binlerce yıllık sınıf mücadeleleri tarihinde mücadele mevzilerinde, hapishanelerde, fabrikalarda, tarlalarda, okullarda, sanat alanında, sokaklarda, meydanlarda ve yaşamın her alanında özgürlük, adalet, halk demokrasisi, sosyalizm ve komünizm için yaşamını yitirenleri devrim şehidi olarak görmekte ve mücadelelerini kendi mücadelesi olarak görüp sahiplenmektedir.

Sosyalist Meclisler Federasyonu yılın her gününde, doğanın ve insanlığın tüm kimlikleri ile özgürleşmesi için mücadele ederken yaşamını yitirmiş milyonlarca devrimci bulunduğunu bilmekte ve bu bilinçle hareket etmektedir. Bu nedenle Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya şahsında Mayıs ayının üçüncü haftasını dünyada ve coğrafyamızda yaşamını yitiren milyonlarca devrim ve komünizm şehidini anma haftası olarak ele almaktadır. SMF için devrim ve komünizm şehitlerini anmak onlar için yas tutmak değildir. Yitirdiklerimizi anmak ilk köle ile başlayan özgürlük, eşitlik, adalet mücadelesini gerçek kurtuluşumuz olan sosyalizme ulaştırmak için bir öğrenme ve yol gösterme kılavuzu olarak ele almaktır.

Kapitalizmin ekonomik ve siyasal krizi günden güne derinleşmektedir. Son yıllarda yaşanan savaşlar, hak gaspları, artan işsizlik, yoksulluk, eşitsizlik, doğa tahribatı vb. tüm kötülüklerin sebebinin kapitalizm olduğu eskisinden daha açık olarak geniş kitlelerce bilinmektedir. Özellikle koronavirüs pandemi süreci, hem emperyalizmin sömürü ve baskıdan başka bir şey olmadığı gerçekliğini hem de kâğıttan kaplan olduğunu daha da açığa çıkarmıştır. Biz yoksulların örgütsüzlüğünden faydalanan kapitalist düzen gerçekte kendi yürüyüşünün sonuna gelmiştir. Dünyanın en güçlü görünen kapitalist ülkelerinde bile yaşanan ekonomik ve siyasal kriz, parçalanmalar, alınan fakat işe yaramayan sert önlemlerin ve saldırıların artması kapitalizmin gücünü değil tersine krizinin büyüklüğünü, can çekişme ve çırpınma halini göstermektedir.

Kapitalizmin örgütlenmiş işçi sınıfı ve emekçilerin karşısında hiçbir gücü yoktur. İnsanlığın ve onun parçası olduğu doğanın özgürleştiği, yaşanabilir bir dünya yaratmak biz işçi ve emekçilerin ellerindedir. Bu bilinçle hedefe kapitalizmi koyarak doğru yanlış mücadelesini yadsımadan, işçiler-emekçiler ve onların temsilcilerinin güçlü bir birlik ve mücadele cephesini örüp, gerçek kurtuluşumuz olan sosyalizm mücadelesini yükseltelim.

Mayıs ayı devrim şehitleri haftası vesilesi ile bir kez daha Marks, Engel, Lenin, Stalin ve Mao şahsında tüm dünya komünist ve devrimcilerini anarken, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Haki Karer ve İbrahim Kaypakkaya şahsında coğrafyamızdaki tüm devrim ve komünizm şehitlerini saygıyla anıyor, mücadeleleri mücadelemizdir diyoruz.

 

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

18 Mayıs 2020