Emperyalist/kapitalist dünya sömürü sisteminin sebep olduğu koronavirüs kuşatması altında 1 Mayıs’ı karşılamaktayız. Yaşamakta olduğumuz son salgın felaketi kapitalist sistemin doğa ve insanlık için yıkım, sömürü ve çürümeden başka bir şey yaratmadığını bir kez daha çıplak bir şekilde ortaya koymuştur. Bu durum emperyalist/kapitalist dünya gericiliğinin doğa ve onun parçası olan insanlık için felaket ve yok oluş olduğunu tekrar gösterirken, sosyalizmin güncelliğini ve dünyanın kurutuluşu olduğu gerçeğini bir kez daha yakıcı biçimde göstermiştir. Dolayısı ile burjuvazi ve güdümündeki bilumum burjuva liberal cenahın kendi sınıfsal karakterlerine uygun olarak süreci sınıfsal zeminden yoksun ele alan ve burjuva kara propagandayla gerçekleri ters yüz etme çabalarının aksine, yaşanan kriz sürecinin tepeden tırnağa sınıfsal olduğu, sınıfsal çelişkileri ve savaşımı keskinleştirdiğini ve sınıflar mücadelesinin kaçınılmazlığını aktüel hale getirdiği saklanamaz bir gerçekliktir.

Bu anlamda yaşamı ve emeği nasırlı elleriyle ilmek ilmek yaratan milyonlarca işçi, emekçi ve yoksulun kaderi burjuvaziye terk edilemez. Sürecin somut durumu ve özgünlüğüne göre devrimci siyaset yeni araçlar ve mücadele biçimleriyle kitlelerle buluşmak durumundadır. Yetersiz de olsa bu anlamda önemli bir dizi adım ve çabanın olduğunu belirtmek gerekiyor. Fakat sadece dayanışma merkezli bir siyasetin eksik kaldığını/kalacağını önemle belirtmek isteriz. Kapitalizme karşı mücadeleyi merkeze koyan bir siyasetle dayanışma faaliyetlerini örmek, ezilenlerin birlik, mücadele ve dayanışmasını geliştirmek doğru ve elzem olandır.

Virüs salgını nedeniyle AKP/Erdoğan iktidarı sermaye kesimlerini koruyan ekonomik paketler açıklamış işçilere-emekçilere ise göstermelik bir takım ‘destekler sunulmuştur. Sağlık krizini adeta bir ‘fırsata’ çevirme derdinde olan AKP/Erdoğan faşist iktidarı HDP’li belediyelere kayyum atamış, Salda gölüne yıkım makinelerini sokmuş, Kanal İstanbul ihalelerini gerçekleştirmiştir. Halkı kendi kaderine terk eden AKP/Erdoğan despotizmi talan rejimini yine yoksulların cebinden finanse etme derdine düşmüştür. Başlattığı mali kampanya ile emekçilerin cebindeki son kuruşa dahi göz koymuştur. Buna karşılık işsizlik fonu gibi işçilerin emeklerinden biriktirilen fondaki 130 milyarı geçkin paranın akıbeti hakkında tek bir ikna edici açıklama yapmayarak, işsizlik fonunu da yağmaladığını dolaylı olarak itiraf etmişlerdir. Covid 19 krizinin bitmesi sonrası Türkiye’nin büyük bir ekonomik kriz ile karşı karşıya kalacağı gerçeği daha şimdiden belli olmuş durumda. Süreç içerisinde 5 milyonu geçkin kişinin işsiz ya da düzenli bir gelirden yoksun kaldığı gerçeği önümüzde durmaktadır. Süreç sonunda emekçilerden daha fazla çalmak isteyeceklerdir. Buna müsaade etmemeli, bulunduğumuz tüm alanlarda emek ve demokrasi güçleriyle ortak eylemliliklerle mücadele sürecini ortaklaştırmalıyız.

Yaklaşan 1 Mayıs işçi ve emekçi direnişine bu anlayışla hazırlanmak, yaşamı ve emeği yaratan işçi ve emekçilerle karşılamak, kapitalist yıkım ve sömürüye karşı mücadele ve dayanışmayı yükseltmek için bulunduğumuz bütün mücadele ve yaşam alanlarında 1 Mayıs’ın kızıllığını kuşanarak kapitalist barbarlığa karşı sosyalizmin tek alternatif olduğunu haykıralım.

 

Kahrolsun Emperyalizm, Faşizm ve Her Türden Gericilik!

Yaşasın 1 Mayıs; İşçilerin-Emekçilerin Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü!

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!

 

SOSYALİST MECLİSLER FEDERASYONU

28 Nisan 2020