İzmir’de Alınteri, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Mücadele Birliği, Partizan ve Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Boyoz Akademi’de “Faşizme karşı birleşik mücadele” paneli düzenledi.

Saygı duruşu ile başlayan panelin açılış konuşmasını yapan Mücadele Birliği’nden Ülkü Şeyda, “Bizi bir araya getiren faşizme karşı mücadele geleneğidir. Gelecek güzel günlere inanan, hayal etmekten vazgeçmeyen herkes bir araya geldiğinde insanlık onuruna yaraşır yeni bir dünya kurabiliriz” dedi.

Piroğlu: Birleşik mücadelede pratiğimiz eksik

Ardından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, birleşik mücadele ihtiyacı herkes tarafından dile getirilmesinin rağmen pratik adımların yeterince atılamamasını eleştirdi, “Herkes birleşik mücadelede hemfikir ve herkes bir olağanüstü süreç tanımı yapıyor ve en geniş birleşik mücadeleyi tartışıyor. Ama ne yazık ki henüz net bir adım atılmış değil” dedi.

Kürt halkı, işçi ve emekçiler, sosyalistlere yönelik artan baskıya değinen Piroğlu, devletin “terör” kavramı üzerinden baskıyı artırdığına işaret etti.

İktidarın kalıcı bir koşulun imkanlarını yaratmaya çalıştığını söyleyen Piroğlu, “HDP’li belediyelere kayyum atayarak başlayan süreç, barolarla ilgili düzenleme ve siyasi partilere yönelim olarak devam ediyor” diye konuştu.

Son yapılan yasa düzenlemesiyle polise ordunun elindeki silahların devrinin sağlandığına işaret eden Piroğlu şunları söyledi: “Bunun üç sebebi var 1) İktidar bir toplumsal başkaldırı olacağına inanıyor; 2) İktidar orduya güvenmiyor ve kendini korumaya çalışıyor; 3) Baskıyla bir seçimi almaya çalışıyor.”

‘Sosyalist hareketin sınıfsal tabanına temas imkanı var’

AKP-MHP iktidarının seçimle gideceğine ilişkin iyimser yaklaşımı eleştiren HDP Milletvekili Musa Piroğlu, “İktidarın rıza üretme kabiliyetini kaybetmiş olması bir gerçeklikken iktidar devlet içinde bir güç toplama alanı yaratıyor. Yani geniş bir kitleyi zora dayalı yönetmeye hazırlanıyor. Toplumsal alanın dağınık, örgütsüz ve kopuk olması bizim dezavantajımız. Sosyalist hareketin uzun bir zaman sonra kendi sınıfsal tabanına temas etme imkanı var. Ve bu durumda yan yana gelme zorunluluğu açığa çıkıyor” dedi.

Türkiye emekçi sınıflarla Kürt halkının yan yana gelmesinin zorunluluk olduğuna dikkat çeken Piroğlu, “Devletin bile farkında olduğu ve engellemeye çalıştığı fakat bizim hala kavrayamadığımız konulardan biri bu. Ayrıca Türkiye yakasında sosyalist hareketin yan yana gelmesi ve bir güç oluşturması gerekir. Birleşik mücadele, örgütlerin yan yana gelmesiyle sağlanacak bir şey olmadığını da görmek gerekiyor. Örgütsüz sosyalist sol kesime açılmalıyız” önerisinde bulundu.

Canbaz: Tecride karşı mücadeleyi Kürt halkının üzerine atamayız

HDP Milletvekili Dilşad Canbaz da, birleşik mücadelede epey yol alındığını söyledi. Birleşik mücadelenin ihtiyacına göre konumlanma sorununa değinen Canbaz, hapishanelerde tecride karşı süren açlık grevi eylemlerini hatırlattı, “Buna dair yapılacakları sadece Kürt halkının üzerine atmamalıyız. En çok biz sosyalistleri ilgilendiriyor” dedi.

Birleşik mücadele için yan yana gelişin bir platform ya da eylem birliği olmadığını söyleyen Canbaz, “Bu bir siyasi partide değil. Bu sosyalist mücadelenin büyütülmesidir. Faşizm kendi rolünü oynuyor, fakat biz kendi rolümüzü oynuyor muyuz” diye sordu.

‘Birleşik mücadelenin Türkiye ayağını yaratacağız’

Birleşik mücadelenin Türkiye ayağını yaratma niyetinde olduğunu belirten Canbaz şunları söyledi: “Bir savaş konsepti var. Bu savaş sadece Kürdistan’da değil. İktidarın işçilerle, kadınlarla, LGBTİ+’larla savaşı var. Kurumsallaşmış bir faşizm var. Ve biz bu faşizme karşı mücadele edeceğiz. Bu birleşik mücadeleye taktiksel bakamayız, stratejik bir mesele. Tek yapmaya çalıştığımız şey halkların özlemi olan birleşik devrim mücadelesidir.”

Çiçek: Öcalan’a uygulanan tecrit birleşik mücadeleyi engellemeyi amaçlıyor

HDP MYK üyesi Cengiz Çiçek de, faşizme karşı birleşik mücadeleye ilişkin tartışmanın tarihsel olduğunu kaydetti, “Bu birleşme meselesi, sadece bir zorunluluk değil, bizler açısından tercih edilmesi gereken bir mesele” dedi.

İktidarın toplumsal milliyetçilik yaratma çabasında olduğunu söyleyen Çiçek, bunun karşısında konumlanmak gerektiğini belirtti.

PKK lideri Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin birleşik mücadeleyi engelleme amacı da taşıdığını söyleyen Çiçek, “HDP-HDK tartışmaları yürütülürken biz avukatların İmralı’ya gitmesi yasaklandı. Devlet engelledi. Tam bu süreçte devlet İmralı tecridini derinleştirdi. O günden bu güne tecridi tartışırken bizim birleşik mücadelemize karşı bir yanıt olduğunu unutmamalıyız” diye konuştu.

‘Sokağın, özgürlüğün sözünü kuralım’

HDP MYK üyesi Çiçek, kapitalizmin tüm kaos içerisinde olduğunu kaydederek şunları söyledi: “Mevcut örgütler kapitalizmin ürettiği bu çelişkiler yumağımda kendini nasıl konumlandıracak? Artık ufku bölge ve dünya ölçekli kurmalıyız. Bu bir ideolojik mücadele, bir sınıfsal mücadele, bir özgürlük mücadelesi. Özellikle pandemi sürecinde kapitalizmin cilası söküldü. Bu içe kapanma sürecinde yaşanan baskıya karşı seçenek olarak kendimizi sunmamız gerek. Biz sözün hegemonyasının yanında sokağın, özgürlüğün sözünü kurmak zorundayız. Aksi takdirde dirensek de faşizme teslim olmasak da bir hegemonya kuramayan durumdan kurtulamayacağız. Faşizme değil ama birbirimize taviz vermek zorundayız. Eğer bunu yapmazsak en büyük tavizi faşizme karşı vermiş olacağız.”

Panelistlerin konuşmalarının ardından katılımcılar kurum temsilcileri söz aldı.

ETHA