Erdoğan, sarsılmaz mutlak otorite hevesi tekçiliğine dayanan tek adam sultası iktidarının çarpık siyasi şuuru ekseninde, katliamcı, saldırgan, darbeci, keyfiyetçi, hukuksuz ve OHAL’ci yönetsel kayyum ve KHK’lar maharetiyle karakterize ettiği koyu baskıcı genel faşist yönetim anlayışını, güncel somut örnekler olan üniversitelere kayyum rektör atama, atanan kayyum rektörü meşru demokratik yollarla protesto eden öğrencilere vahşice saldırıp işkenceden geçirerek tutuklayan ve halklarımızın demokratik devrimci kurumlarınca inşa edilen Birleşik Mücadele Güçlerinin demokratik zeminde gerçekleştirdikleri etkinliklere  azgınca saldırıp terörize ederek onlarca devrimciyi işkenceyle gözaltına alan tavrıyla derinleştirmeye devam etmektedir.

Üniversitelerin bağımsızlığı ve kendi rektörlerini seçme talebi temelinde, sipariş maşa olarak gönderilen kayyum rektörü kabul etmeyerek demokratik protesto hakkını kullanan Boğaziçi üniversitesi öğrencilerine azgınca saldırmaktan geri durmayan Erdoğan ve iktidar güruhu, Birleşik Mücadele Güçlerinin demokratik zemininde gerçekleştirdikleri basın açıklaması, yürüyüş gibi demokratik mücadele haklarını kullanmalarına da aynı pervasızlıkla saldırmaktadır. Polis ve militarist güçlerini harekete geçirerek öğrencilerin ve Birleşik Mücadele Güçlerinin üzerine saldırtmakta, işkencelerden geçirmekte, onlarcasını göz altına alıp tutuklamaktadır…

Siyasi iktidar ve baskıcı faşist uygulamalarını eleştiren, tekçi-faşist yönetimine muhalefet ederek demokratik itiraz ve mücadele hakkını kullanan herkesi ve demokratik her tepkiyi istisnasız olarak ‘‘terör‘‘ damgası ve ‘‘dış kaynaklı kışkırtma‘‘ safsatasıyla manipüle edip azgın baskı ve iktidar terörüyle bastırmaya çalışmaktadır. Kendi iktidar güruhu dışında kalan herkesi ve halklarımızı gayrı yerli olarak yaftalayıp ‘‘şeytanlaştırmaya‘‘, halklarımızın demokratik, meşru her muhalefet ve mücadelesini ise yasadışı ilan edip ezmeye çalışmaktadır.

”Demokratik dinamikler ile demokrasi düşmanlarının çakışması değil, çatışması meşrudur”

Oysa, Boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin haklı taleplerle yükselttiği demokratik direniş ve onurlu mücadelesi her bakımdan meşru olduğu kadar, faşist iktidarın meşruluk normları ve lütfuna asla muhtaç değildir. Demokratik dinamikler ile demokrasi düşmanlarının çakışması değil, çatışması meşrudur. Yönetenler ile yönetilenler/baskı uygulayanlar ile baskıya maruz kalanlar arasındaki çelişki, demokrasi ve özgürlüğü temsil eden ezilen kesimlerin mücadelesini koşullar. Ezilen-sömürülen emekçi yığınlar, mazlum ulus ve azınlıklar, inanç kesimleri ve horlanan kimliklerden coğrafyamız halkları nezdinde meşru olan faşist Erdoğan ve iktidar güruhu değil, direnen Boğaziçi öğrencileri ve Birleşik Mücadele Güçlerinin haklı mücadelesidir. Kazanacak olan da budur; meşru ve haklı olan mücadeledir.

Faşist iktidarın demagojik manipülasyon ve mesnetsiz safsatalarına karşın, gerçekte meşru olmayan ise, yalnızca ve yalnızca anayasasını tanımayarak boğazına kadar keyfiyetçi hukuksuzluğa gömülen, seçilmişleri tutuklama ve kuyyumcu gasp temelinde ulus ve halklarımızın iradesini çiğneyerek darbecilik yapan, demokratik  hak ve talepler mücadelesini faşist baskı ve şiddetle bastıran suç güruhundan ibaret olan kendi iktidarıdır. Yerli ve meşru olmayan emperyalizmden göbek bağını koparmayan, bilakis onun bir maşası olarak emperyalist gericiliğin batağında yüzen komprador tekelci burjuva iktidarıdır. Ülke halkları ve mazlum uluslarını soyarak paraları Avrupa bankalarına taşıyan bizzat Erdoğan’ın kendisidir yerli ve meşru olmayan.

Erdoğan’ın menfi amaç ve siyasi gelecek hedeflerine hapsolmuş mevcut iktidar sultası kabul edilemeyeceği gibi, kişisel iktidar hırsına manivela ettiği kendi yasa ve anayasasını da rafa kaldıran hukuk dışı hiçbir eylemi kabul edilemez. Bu zeminde, Erdoğan’ın Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesine rektör-kayyum olarak ataması da, üniversitelerin özgürlüğünü hiçe sayarak rektörünü seçme haklarını elinden alarak yok eden, üniversiteleri siyasi iktidarının arka bahçesi yapmaya dönük kendi kadrolarını atayan, dolayısıyla katı tekçi, tek adam keyfiyetçi yönetimini dayatan despotik özelliğiyle meşru ve kabul edilir değildir. Lakin, buna karşı verilen öğrenci direnişi ise haklı talepleri itibarıyla demokratiktir, meşru ve haklıdır.

Tam da bundandır ki, Erdoğan sultası ve suç güruhuna karşı yürütülen her mücadele, verilen her direniş haklı, meşru ve demokratiktir. Ve yine bundandır ki, Erdoğan iktidar güruhunun öğrencilerin demokratik direnişine uyguladığı baskı, şiddet, işkence ve tutuklama saldırganlığı, Birleşik Mücadele Güçlerinin demokratik mücadele ve etkinliklerine dönük uyguladığı faşist saldırıların tek bir meşru gerekçesi olamaz, yoktur.

Erdoğan’ın iktidar kaygısı ekseninde hortlattığı faşist iktidar terörü, halklarımız cephesinden yükselen tek bir demokratik tepki, itiraz ve direnişe, devrimci muhalefet ve mücadeleye tahammül göstermeyecek kadar azgındır, bir o kadar da acizdir. Buna karşın öğrenci direnişi ve Birleşik Mücadele Güçlerinin mücadelesi haklılığı ve demokratik meşruiyetinden aldığı güçle yenilmez bir kuvvet ve halklarımızın iradesiyle birleşen kararlı bir dinamiktir.

Devletin faşist baskı ve şiddet gücünü pervasızca kullanmasına rağmen, öğrencilerin demokratik direnişini bastıramayan Erdoğan iktidarının, sivil faşist çeteleri devreye sokarak tehlikeli provokasyonlara itibar etmesi onun siyasi ve sınıf karakterinden bağımsız olmadığı gibi, bir rastlantı da değildir. Ki bu provokasyon girişimi, Erdoğan iktidarının yaşadığı korkudan, içinde bulunduğu çaresizlik ve acizden da bağımsız değildir.

”Demokratik mücadele dinamiklerindeki gelişme son derece anlamlı, isabetli ve umut vericidir. Daha şimdiden kitlesel dalgalanmalar yaratacak heyacan ve sürükleyiciliğe adaydır. Büyük bir hareket yaratma dinamizmi ve devrimci kitleleri etkileme potansiyeli barındırmaktadır. Birleşik Mücadele Güçlerinin kuruluşunu deklere etme aşamasında maruz kaldığı iktidarın azgın saldırısına karşı sergilediği direniş tavrı militandır. Bu nitelik mücadeleyi omuzlayarak ilerletme yeteneğine sahiptir. Fakat, rehavet yersiz bir saplantıdır. Kararlılık elden bırakılmadan büyütülmeli, en geniş dinamikler harekete geçirilerek yükseliş ivmesi sürdürülmelidir.”

Yeni güçlerin veya atıl olan güçlerin sürece dahil edilerek dinamizmin büyütülmesi görevdir. Her demokratik ve devrimci kurum bu bilinçle Birleşik Mücadelenin yükseltilmesi için çaba göstermeli, güçlerini seferber ederek yakalanan militan duruş ve mücadele kararlılığını sürekli kılmaya odaklanmalıdır. Tutuklanmaktan ve işkence görmekten sakınmadan militanca direnen Birleşik Mücadele Güçleri, iktidarca yaratılan yapay korku ve kaygılar çemberini kırmış, eşiği aşmıştır.

Toplumsal demokratik dinamikler bu gelişmeyi heyacanla izlemekte, takip etmektedirler. Bu zemin Birleşik Mücadelenin geliştirilip kitlesel hareketlere taşınması için elverişli ve zengin koşullara sahiptir. İşçi ve değişik toplumsal kesimlerdeki mücadeleler birikmiş hazır potansiyelken, Boğaziçi üniversitesi öğrencilerinin direnişi geniş toplumsal kesimlerin duyarlılığını köpürtecek bir hassasiyet noktası olarak görülmektedir. ODTÜ’lü akademisyenlerin öğrencilere destek açıklamaları anlamlıdır.

Boğaziçi direnişinin üniversitelere sıçraması tamamen olası ve beklenendir ki, mevcut durumda önemli bir destek ve duyarlılıktan söz edilebilir. Birleşik Mücadele Güçlerinin isabetli, meşru ve demokratik siyaset zemininde üniversite direnişiyle birleşmesi göz ardı edilemez bir görev alanıdır. Bu alanla birleşme iktidarın manipülasyon ve saldırılarını savuşturma, toplum nezdinde etkisizleştirme ve mücadele dinamiklerinin birleşik mücadele ruhuyla birleştirilmesi için elzemdir.

İktidarın birleşik mücadel güçleri ve demokratik mücadeleyi kriminalize etme provakasyonlarından özenle sakınmak doğru olacaktır. Her kurumsal temsiliyetin kendi meşru sınırları içinde hareket etmesi, eyleminin biçimine dikkat etmesi uygun olacaktır. Demokratik mücadelemizdeki eylemin içeriği faşist iktidara karşı devrimci demokratik mücadele zemininde ortak olarak saptanmış görevleri kapsamalıdır.

Demokratik mücadele kurum ve güçleri demokratik mücadele ve eylemlerde yoğunlaşmalı, meşru zeminini yitirmemeli, iktidarın eline demokratik mücadelemizi krıminalize edecek malzeme vermemelidir. Her alan kendi asli görev ve sorumluluklarına uygun mücadele biçimleri ve araçlarını kullanmalıdır. Demokratik nitelikteki mücadele kurumsallaşması bu nitelikte ödevler edinen bir mücadele sergilemeli, araç ve biçimleri bu niteliğe uygun olmalıdır.

Meşru demokratik mücadelenin iktidar üzerinde bir baskı ve basınç yarattığı bir gerçektir. Bu, geniş toplumsal kesim ve dinamiklerin demokratik meşru mücadele ekseninde birleşmelerinden ve ona açıktan sempatiyle yaklaşmalarından ileri gelir. Geniş toplumsal kesim ve kitleleri karşısına almayı göze alamayan iktidar, sindiremese de demokratik meşru mücadeleye karşı daha kontrollü olmaktan sakınamaz. Ve aynı demokratik meşru mücadele zemininde daha büyük mücadele dinamiklerinin harekete geçtiği ve geçirildiği önemle kavranmak durumundadır. Geniş kitleleri birleştirip harekete geçirmenin araç ve yöntemleri her hangi bir gerekçeyle ötelenemezler, ötelenmemelidirler. Bu, bizlerin faşizme karşı mücadelesini zayıflatmaz, bilakis güçlendirir. Dahası, mücadele alanı ve niteliği, ya da her nitelikte mücadele biçim ve kurumlaşması kendine özgü biçimlenir, biçimlenmek durumundadır.

”Faşizme karşı mücadele ve faşist iktidarın yıkılması meşru taleptir”

Faşizme karşı mücadele ve faşist iktidarın yıkılması meşru taleptir. Bu zeminde tutarlı demokratik mücadelenin yürütülmesi ve baskıların göğüslenmesi elbette ötelenemez bir sorumluluk ve göğüslenmesi gereken zorunluluktur. Kuşkusuz ki, demokratik mücadelemiz iktidarın lütfuna göre düzenlenecek sığ görev ve mücadele niteliğine çekilemez. Mücadelenin doğası saf uysallığı yadsır.

Faşizme karşı mücadele çetin olduğu kadar meşrudur; bu uğurda ödenecek bedel de göğüslenmesi gereken tabii sonuç olarak kabuldür. Her türlü demokratik meşruluğa karşın faşist iktidarın saldırıları kaçınılmaz olarak gündeme gelecektir. Bundan sakınılamaz, sakınamayız. Özcesi, birleşik mücadele güçlerinin demokratik mücadeledeki meşru zeminini koruyarak tutarlı bir demokratik mücadele ve buna uygun görevler alanında ısrarlı olması gerekli olandır. Ki, geniş toplumsal kesimler bu ısrarlı ve tutarlı mücadele tutumunu destekleyerek onunla birleşmeye esasta yatkındır.

Kararlılık kitleleri sürükleyecek en önemli tutum ve özelliktir. Demokratik mücadelenin bu birikimleri amaçsız değil, tersine anlamlı bir amaç uğrunadır. Kendi kulvarında yükselen her mücadele demokrasi, özgürlük ve büyük geleceğin habercisi, bu geleceğin inşacı ögesidir. Demokrasinin geliştirilmesi kendi başına bir amaç değil, demokrasi mücadelesi ve güçlerinin geliştirilmesi içeriğiyle hizmet ettiği amaç için bir araçtır. Sosyalist toplum mücadelemizin bilinci, devrimin mantığı budur.

Demokrasiye doğru kazanılan her ileri adım ve her demokratik mücadele mevziisindeki gelişim halklarımızın bağımsızlık, kurtuluş ve özgürlüğüne doğru atılmış bir adımdır; reddedilemez, küçümsenemez.

Kazanmak için Birleşik Mücadele Güçlerini büyütelim, geniş yelpazeye yayarak ilerleyelim. Gelecek bizlerindir.

 

Bu makale ilk olarak Gazete Patika’nın internet sitesinde çıkmıştır.