Birleşik mücadele devrimci güçler ekseninde özellikle faşizmin saldırılarının arttığı dönemlerde sıkça gündemleşen, bu coğrafyanın devrimci hareketlerinin olumlu ve olumsuz yanlarıyla defalarca kez deneyimlediği bir olgudur. Böylesi süreçlerde Bertolt Brecht’in “Faşizme karşı birleşmeyenler faşizmin zindanlarında buluşurlar” sözlerine alıntı yapılır, birleşik mücadelenin önemi vurgulanır.

Birleşik mücadelenin “açık faşizm” süreçlerinde tartışılıp, başkaca süreçlerde rafa kaldırılması büyük bir eksikliğe işaret etmektedir. Bu yönelimin esası dar grupçu bir anlayışa tekabül eder. “Tek başımıza faaliyet yürütebiliyorsak birleşik mücadeleye gerek yok, faşizmin saldırıları artarsa birleşik mücadele edilmeli” anlayışı birleşik mücadeleyi “şartların açığa çıkardığı bir mecburiyete, “maalesef “ere indirger. Faşizmin saldırılarının arttığı süreçlerde bu “mecburiyetler” üzerinde şekillenen bir birleşik mücadelenin de başarıya ulaşamayacağı aşikardır. Çünkü biçim devrimci olsa bile anlayış ve öz pragmatist, dar grupçudur.

Birleşik mücadele nesnel sürecin nasıl olduğuna bakılmaksızın gerekli ve önceliklidir. Nesnel durum elbette ki bir şeyler ifade eder, ancak ifade ettiği şey birleşikliğin gerekliliğinden ziyade mücadelenin araç ve biçimleridir. Dolayısıyla yaşamın her alanında ve her zaman birleşik mücadeleyi merkeze alarak örgütlemeli, ancak araçları, anlayışı doğru yerden tartışmalıyız.

Toplumsal mücadelenin önemli bir katmanını oluşturan öğrenci mücadelesi coğrafyamızda her tarihsel süreçte buz kırıcı niteliği taşımıştır. 1968 hareketlerini örgütleyen, coğrafyanın devrimci mücadelesinde yeni bir perde açan öğrenciler, hemen 3 yıl sonrasında 1971 devrimci çıkışını gerçekleştirmiş ve bu coğrafyanın sınırlarını aşarak dünya devrimci mücadelesine ciddi bir miras bırakmıştır. Bu mirasın yükü zaman zaman devrimci siyasetlerin taşıyamadığı, sendelediği bir gerçekliğe bürünse de 50 yıldır tasfiyeye kilit bir rol oynamaktadır. Aynı zamanda 1971 devrimci çıkışının özneleri, bütünen birleşik mücadele olmasa dahi, devrimci dayanışma adına birçok bedel ödemiştir. Mahir Çayanları Kızıldere’ye götüren, Kaypakkaya’lara Kürecik’te eylem yaptıran devrimci dayanışma ruhu, açığa çıkan birçok birleşik mücadele pratiğinin temelini oluşturmaktadır.

Böylesi bir mirasın ışığında öğrenci veya gençlik tanımlamalarıyla birçok kez birleşik mücadele yoklanmıştır. Dev-Genç, FKF, Koordinasyon, Genç-Sen bu deneyimlerin yalnızca birkaçıdır. Tarih, bahsi geçen deneyimlerde göstermiştir ki, öğrenci hareketinin örgütlülüğünde zamanla sayısal olarak baskın gelen, çoğunluğu ve karar alma mekanizmasını elinde tutan ideolojik-siyasal kavrayışların şekillendirmesiyle, bu örgütlerin esas işlevinin yitirilmesine neden olunmuştur. Yeni ve başka halleri, önceki hallerinin yadsınmasıyla son bulmuştur. Dolayısıyla bu deneyimlerin olumlu yanlarına işaret etmek, olumsuz yanlarını tartışmamak yeni pratiklerde yaşanacak birçok sorunun önüne geçme iradesini göstermemektir.

Öğrenci ve gençlik örgütlerinin buz kırıcı niteliğinden bahsetmiştik. Bugünün pratiklerinde de bu niteliği sıklıkla görmekteyiz. Suruç, 10 Ekim gibi birçok takvimsel eylemliğin yanında, birçok refleks eylem örgütleyen öğrenci ve gençlik örgütleri sokaklarda yan yana gelişlerini sürdürmekte, militan bir sokak mücadelesinin şartlarını zorlamaktadır. Bu yan yana gelişler zaten bir birleşikliğe işaret etmektedir. Peki bu pratiğin ışığında sürecin ihtiyacı nedir? Nasıl bir birleşik mücadele hattı örgütlenmelidir?

Sürecin ihtiyacı nedir? Nasıl bir birleşik mücadele hattı örgütlenmelidir?

Sosyalist Öğrenci Hareketi’nin uzun yıllardır tartıştığı birleşik mücadele bu yan yana gelişlerin çok ötesindedir. Örneğin yıllardır tartışılan “platform” tarzı, kurumların yan yana gelişinin bir isme kavuşturulması sürecin ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Zaten var olan yan yana gelişlerin üzerine bir şey katmamaktadır. Böylesi bir birleşik mücadele tartışması yalnızca bir “imza” meselesine indirgenmiş olur. Kurumların halihazırda var olan yan yana gelişleri bir şey ifade etmekte, sokakta yer tutmakta ancak bu coğrafyanın kaderini değiştirecek bir mücadele hattı örgütleyememektedir.

Kapitalist sistem insanı nesneleştirir. Emek sürecinde bir işçiyi, akademide öğrenciyi, sokakta genci, yaşamda kadını, LGBTİ+’yı kendinin gerçekleştirme sürecinin dışına çıkarır. Kapitalizmin siyaset anlayışında da elbette ki kitleler nesnenin ötesinde bir anlam taşımaz. Burjuvazinin demokrasi anlayışı 5 yılda bir kitleleri sandığa götürürken, yaşamın hiçbir karar alma mekanizmasına sokmaz. Burjuvazi, “Seçilmiş ”in mutlak egemenliğini örgütler.

Peki buna karşı devrimciler nasıl bir yol izlemelidir? Devrimcilerde on yıllardır kitleleri bu anlamda özneleştirmenin eksikliklerini yaşamaktadır. Burjuva bir tarza düşmekte, örgütün söylediğini uygulayan bir kitle anlayışını arzulamaktadır. Ancak bu devrimci bir anlayış değildir. Bizim tutumumuz kitleleri özneleştirmeye dönüktür. Yanlış bir öğrenilmişlik olarak örgütlerden “devrim” bekleyen tarzın aksine her sosyal sorunun çözüm gücü, sorun yaşatılan kitlelerin birleşmiş müdahalesi ile sağlanır. Mesele müdahalenin biçimidir. Kapitalist mülkiyet ve diktatörlük siyasetine ezilenlerin birleşik kuvvetiyle müdahale edilir. Sosyalist öğrenci hareketi olarak bizim örgütlü çalışmamızın ana ekseni bu yönde sabitlenmiştir.

Bahsedilenler ışığında şu çıkarımı yapabiliriz: Günün, dünün, yarının ihtiyacı kitleleri özneleştiren, kendi sorunlarına çözüm üretecek tarzda yan yana getiren, yaşamı izlemenin ötesinde müdahale eden, devrimi beklemeyip devrim örgütleyen bir mücadele hattıdır. Dolayısıyla eğitim öğretim alanında açığa çıkarmamız gereken en doğru örgütlülük de öz örgütlülük ve meclisleşmedir.

Bu tartışmalar ışığında açığa çıkarılan Birleşik Gençlik Meclisleri süreci taşıyacak bir birleşik gençlik hattına işaret edebilir. Geçmişteki deneyimlerin özellikle olumsuz yanlarından öğrenen, örgütsel dayatmalardan uzak, özneleştirici bir öz-örgütlülük çalışması coğrafyanın kaderini değiştirmede etkileyici bir mücadeleyi örgütleyebilir.

Ama nasıl? Elbette ki bu anlayışlar çerçevesinde şekillenen öz-örgütlülüğün örgüt modeli de eski tarzda olamaz. Kurumlardan temsiliyetlerin belirlendiği, bağımsızların örgütlere tabi olduğu, örgütlerin yukarıdan “meclisleri” yönettiği, bahsedilen tarzda bir meclisin aslında meclis olmadığı açık olan bir örgütlenme modeli kitleleri bir kez daha nesneleştirecek, yabancılaşmayı yaşamda bir kez daha örgütleyecektir. Dolayısıyla Birleşik Gençlik Meclisleri ancak ve zorunlu olarak, aşağıdan yukarıya bir örgütlenme ile, var olduğu tüm alanlarda meclisleşip, kitlelerin belirlediği temsiliyetlerle “yukarının” oluşturulduğu bir örgütsel biçime bürünmek zorundadır.

Yani en alttan başlayarak en üst organa kadar tüm örgütsel mekanizmalar burjuva bir tarzda değil, devrimci bir tarzda örgütlenmelidir. Üst mekanizmalar kurumlardan doğru değil, meclislerden doğru oluşturulmalı, üst mekanizmalardaki bireyler ise kendi meclislerinin savunularını yukarıda tartıştırmalıdır. Daha açık bir ifadeyle bireyler üst mekanizmalarda X örgütün temsilcisi olarak değil, bu örgütsel olarak kendini ifade etmesinin önünde bir engel değildir, X meclisinin bir temsilcisi ya da delegesi olarak bulunmalıdır. Örgütlerin ise bu meclislere yukarıdan, egemen bir tarzda müdahale etmesinin önüne geçilmelidir. Ancak böyle bir örgütsel mekanizma, kitleleri mücadeleye katan, özneleştiren bir hattı örgütleyebilir.

Kitlelerin kendini gerçekleştirebildiği, mücadelede özneleşebildiği bir alanın oluşması, sistemden o veya bu şekilde şikayetçi olan, ancak kendisini gerçekleştirecek alan bulamadığı için mücadelenin dışında kalan milyonları sistemin karşısına çıkaracaktır. Bu tek tek siyasal hareketlerin ulaşamayacağı bir toplamı da ifade etmektedir. Herkesin kendi sorunlarını, gündemlerini tartışabileceği, sorunların ortaklaştığı noktalarda çözümü örgütleyebileceği meclisler, siyasetin “bir grup öncü”nün değil, tüm ezilenlerin işi olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir.

Komünal bir özgürlük mücadelesini savunuyoruz

Bunun yanında meclisler her deneyimin özgün olduğu kabulüyle hareket eder. Her birey ya da Birleşik Gençlik Meclisleri’yle ilişkilenen her siyaset kendi alanından doğru bir siyaseti daha büyük bir toplamla buluşturur.

Bizler, Sosyalist Öğrenci Hareketi olarak öğrenci mücadelesi yürütürken diğer toplumsal sorunlarla bağlantılı komünal bir özgürlük mücadelesini savunuyoruz. Belirtmekte fayda var ki 4 yılı aşan birleşik mücadele tartışmalarında da biçim ve anlayış olarak meclis tipi öz-örgütlenmeyle birlikte, alansal olarak Birleşik Öğrenci Meclisleri’ni savunduk ve tartıştırdık. Gelinen aşamada öğrenci eksenli bir siyaset olarak esasta odaklandığımız yer elbette ki Birleşik Gençlik Meclisleri’ne akademik-demokratik sorunlarımızı taşımak ve çözüm odakları örgütlemektir. Bu doğrultuda Sosyalist Öğrenci Hareketi için esas nokta öğrenci meclisleri olup, Birleşik Gençlik Meclisleri’ndeki diğer toplumsal kategorilerle ilişkilenerek bir komünal yaşam mücadelesi yürütecektir.

Yaşamdaki her çelişkiye cevap olan, sömürü ve tahakküm ilişkilerin bulunduğu her alanda devrimci anlayışı örgütleyen, meclisleşen, sorunları çözme iradesi gösteren bir meclis anlayışı zorunludur. Gençlik cephesinde öğrencilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, çalışmak zorunda bırakılanların meclisleşmesi ve kendi gündemlerini tartışıp çözüm üretmesi gerekmektedir. Hatta Birleşik Gençlik Meclisleri , kısa vadede olmasa dahi daha spesifik noktalarda örgütlenmelidir.

Bir örnekle ifade edecek olursak, kültür sanat anlamında gençlerin yan yana geldiği, sanat alanındaki öğrencilerin sorunlarını çözen, devrimci bir sanat anlayışını yaratmaya çabalayan, kendi sorunlarını tartıştığı Genç Sanatçılar Meclis(ler)i örgütlenmelidir. Kendi tartışmaları ışığında, örneğin “Sokak Sanatçılarına Güvence” şeklinde kampanyalar, pratikler örgütleyebilir. Benzer biçimde konservatuar öğrencilerinin kendi alanlarında meclisleşmesi, kendilerini üretebilecek bir alan yaratması gelecek için gereklidir. Bu durum ciddi bir kitleyi Birleşik Gençlik Meclisleri’nin çatısında buluşturacağı gibi, devrimcilere sanat anlamında önemli değerler katabilir, devrimci bir sanat anlayışı yaratabilir.

Sonuç olarak; kapitalist sistemin nesneleştirmesine karşı kitleleri özneleştiren, örgütsel dayatmalardan uzak öz-örgütlülükler komünal yaşamın bugünden adımlarıdır. Sistemin yalnızca asker, polis, devlet erki gibi görünen biçimleriyle değil, tüm kendini üretme biçimleriyle mücadele böylesi bir devrimci anlayıştan geçer.

Sosyalist Öğrenci Hareketi