Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), bir açıklama yayımlayarak 31 Mart yerel seçimleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. ADEF, Dersim’de DDHD adaylarını desteklediğini belirti.

ADEF’in yaptığı açıklama şöyle:

31 Mart Yerel Seçimleri ve Tavrımız!

Türkiye ve Kürdistan halkları, AKP-MHP diktatörlüğü eliyle örülmüş olan ağır eşitsizlikler, baskı, tehdit ve türlü hile eşliğinde bir yerel seçimlere daha hazırlanıyor.

Yerel seçimlere giderken, AKP-MHP diktatörlüğünün halk düşmanı politikalarını icra etmede bu kurumları nasıl bir sıçrama tahtası olarak kullandığını, bu kurumlar eliyle kentlerimizi, doğamızı, yaşam alanlarımızı, inançsal-kültürel ve tarihsel varlıklarımızı nasıl tahrip edip yağmaladığını, bin bir emekle yaratılmış maddi olanaklarımızı türedi holdinglere ve yandaşlara nasıl peşkeş çektiğini, demokratik irademizi nasıl bir baskı ve terörle ipotek altına aldığını bir an olsun aklımızdan çıkarmayacağız.

Toplumun başına bela olan vandal, asalak bir sınıfın ve onunla özdeşleşmiş AKP-MHP gibi ırkçı, faşist temsilcilerinin tarihçesi, kendi hukukları bakımından bile açık hesaba çekilmesi gereken bir suç yığını haline gelmiştir artık.

Yerel yönetimler, aç gözlü bu günkü haramiler saltanatı için tam anlamıyla bir rant ve soygun sahasına dönüştürülmüştür. Kamu olanaklarının yağmalanmasının yanı sıra, izlenen politikalar ortaya başka ölümcül sonuçlar da çıkarmıştır. Giderilmesi çok zor olacak şekilde kentlerin tarihsel ve kültürel dokusu bozulmuş, “yatırım yapıyoruz” adı altında yeşil alanları ve ormanları yok edilmiş, su kaynaklarının kirletilmiş, ekolojik dengesi yıkıma sürüklenmiştir.

Bütün bunlar, mevcut iktidarın yarattığı felakette akla gelen ilk bir kaç başlığı oluşturmaktadır. Öyle ki, deprem kuşağında yer alan İstanbul gibi devasa bir kentte olası bir afet durumunda halkın zorunlu kullanımı için ayrılmış olan toplanma alanları dahi tam bir vicdansızlıkla yağmalanmış, kişi başına düşen alan hacmi bu gün ancak santimetrelerle ölçülebilir hale gelmiştir.

Faşist AKP gericiliği bütün bu işleri kotarırken, zaten ağır aksak işleyen hukuk, kısmi demokratik temayül ve sosyal kazanımları tar-u mar etmeyi de ihmal etmemiştir. Vahşi ve asalak bir rant ekonomisi gereğince beton yığınına çevrilmiş olan kentlerde insanların bu gün patatese, soğana muhtaç hale gelmesi bir “tesadüf” olarak izah edilemez elbette.

Bütün bunlar, yıllardır uygulanagelen gerici, yağmacı, talancı neo-liberal iktisadi ve sosyal politikaların hem acı sonuçlarını, hem de açık iflasını bütün çıplaklığı ile gözler önüne sermektedir.

AKP diktatörlüğünün bu yıkım politikaları Kürdistan’da ulusal demokratik hakların gaspıyla, ırkçı-faşist uygulamalarla, köylerin, kentlerin yakılıp yıkılmasıyla daha da katmerlenmiştir.

Binlerce köy yakılıp yıkılarak insansızlaştırılmış, tarım arazileri kullanılamaz hale getirilmiş, “güvenlik” gerekçesiyle aylar süren yayla-mera yasaklarıyla hayvancılık bitme noktasına getirilmiştir.

Kırsal alanlardan göçe zorlanan yüzbinlerce insan bu gün yeterli altyapıya sahip olmayan kentlerin varoşlarına sürülerek açlığa ve sefalete mahkum edilmiştir.

Bu durum haliyle devrimci-demokratların, yurtseverlerin yönetimindeki belediyeler ek sorumluluklar yüklemiştir.

AKP diktatörlüğü Kürdistan’ın pek çok il ve ilçesinin halk iradesiyle oluşmuş belediye başkanlarını hukuksuz bir şekilde tutuklamış, yerel yönetimlerin başına “kayyum”lar atamıştır bu gün.

Halk iradesiyle oluşmuş yerel yönetimlere kayyum atanmış yerlerden biri de Dersim’dir ve Dersim seçimleri federasyonumuz açısından ayrıca bir önem taşımaktadır.

Burada Dersim’e özgü bir “sorun”a değinmeden geçemeyeceğiz.

Yerel seçimler vesilesiyle belki de en çok tartışma konusu yapılan yer Dersim olmuştur.

Dersim’de devrimci-yurtsever güçler arasında yapılan ittifak görüşmelerinin bir kesimin katı tutumu yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmış olması elbette üzücüdür.

Bu gün Dersim’de iki dost güç, demokratik bir seçenekle halkın karşısına çıkmıştır. Yapılacak en doğru şey, her iki güce karşı da saygılı olmak ve halkın demokratik iradesiyle ortaya çıkacak sonucu beklemektir.

Özgün yapısı, devrimci-demokratik birikimiyle Dersim halkı yerel seçimlerde faşist diktatörlüğün kayyum politikasına gereken cevabı verecektir. İster SMF (Dersim Demokratik Halk Dayanışması), sterse Devrimci Güç Birliği adayı kazansın, her iki durumda da gaspçı-işgalci zorbalığın kırılması, demokratik zeminlerde halk iradesinin yeniden tesis edilmesinin olanağını sunacaktır Dersim halkına. Bu nedenle, Dersim özgülünde süren tartışmaları bu kısır döngüden bir an önce çıkarmalı ve yapılması gereken daha iyi ve doğru şeylerin neler olacağı üzerine tartışmalıyız.

Örneğin, yerel yönetimler söz konusu olunca, Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun etki alanı Ülke ve Ülke dışına yayılan “Ovacık deneyimi”nin parlak başarısını hiçbir şekilde göz ardı etmeden sahiplenmeliyiz.

SMF’nin Ovacık deneyiminde her şeyden önce yüzü üretime dönük, şeffaf, halkın iradesinin söz sahibi olduğu demokratik-katılımcı bir pratiğin belirleyici unsur olarak kendine yer bulabildiği, bunun daha da geliştirilerek yaygınlaştırılması gerektiği açıktır.

Federasyonumuz bu güne kadar, Dersim özgülünde hayata geçirilen yerel yönetimlerin en ileri pratik deneyimi olarak; DERSiM DEMOKRATİK HALK DAYANIŞMASI deneyimlerini kendisine daha yakın bulmakta ve bunu desteklemektedir.

SMF ve Dersim Demokratik Halk Dayanışması’nın Hozat, Mazgirt, Ovacık deneyimlerini bu gün Dersim merkeze ve farklı ilçelere taşıyarak daha da yaygınlaştırmak, etki alanını genişletmek istenmesi son derece doğrudur ve meşru bir haktır.

Keza Devrimci Güçbirliği’nin kendisini bir seçenek olarak sunması da olağan demokratik haktır.

Bugüne kadar Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da hayata geçirilen olumlu Devrimci, Demokratik Halkçı yerel yönetim deneyimlerini sahiplenmemiz gereken ortak devrimci-kazanımlarımız olarak görmekteyiz.

1979’da Fatsa’da Terzi Fikri’nin, Amed’de Mehdi Zana’nın, Ovacık’ta Mehmet Fatih Maçoğlu’nun, Mazgirt’de Tekin Türkel’in, Kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde HDP’nin öncülüğünde yaşanan deneyimler bizim ortak değerimizdir.

Bu değerlerin ortak tarihsel birikimi ve kazanımları ile hareket ederek, taraflar arasında yaşanan gereksiz, kırıcı, yıpratıcı tartışmaların Dersim toplumuna hiçbir faydasının olmadığı, olmayacağı gerçeğini açıklıkla ifade etmek isteriz.

Dersim’de olan şey, iki dost gücün demokratik yarışıdır. Bunu her kesimin içselleştirmesi, anti demokratik, baskıcı tutum ve davranışlardan uzak durması en sağlıklı olan yoldur. Bize düşen görev, her iki gücün yerel yönetim projeleri ve pratikleri üzerine düşünmek, onu ilerletecek önerilerde bulunmak olmalıdır.

Unutmamalıyız ki, bu dost güçler Dersim dışındaki tüm yerlerde açık bir ittifak halindedir. Bu dostluğu bozmaya, görmezden gelmeye kalkışmanın devrimci bir anlamı olamaz. Aksi yöndeki tutumlar, niyetlerden bağımsız olarak, sisteme hizmet etmekten öteye gidemez.

Yerel seçimler aynı zamanda bize, AKP diktatörlüğünün tek tipçi, gaspçı-işgalci zorbalığın kırılması, demokratik zeminlerde halk iradesinin yeniden tesis edilmesi olanağını sunacaktır.

Bu anlamda, Dersim’de yerel devrimci-demokratik yönetim pratiklerinin ve projelerin sorgulanıp geliştirilmesinin, olgunlaştırılmasının bizim açımızdan çok daha kıymetli olduğunu unutmamalıyız.

Bu gün Kürdistan’ın pek çok yerinde olduğu gibi, Dersim’de de omuzlanması gereken çok iş vardır. Yüzlerce köyü boşaltılmış, dili-kültürü yasaklanmış, katliamlardan geçirilmiş, inanç sistemi örselenmiş bir coğrafyadan ve o coğrafyanın insanlarından söz ediyoruz.

Yerel yönetimler elbette bütün sorunlarımız çözmeye, bizi özgürlük ve refaha taşımaya muktedir değildir. Ama tıpkı Ovacık örneğinde olduğu gibi, daha doğru işler yapıp bunu topluma çıkış yolu olarak işaret etmek pekâlâ mümkündür.

Bugün bizim en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerin başında birliğimiz korumak, ortak değerler etrafında emek gücümüzü seferber ederek açlığa, yoksulluğa, tekçiliğe, ırkçılığa, kültürel soykırıma, her türlü anti demokratik uygulamalara ve gericiliğe karşı başarılı sonuçlar elde etmemiz gelmektedir.

Ortak akılla düşünüp kollektif yaratıcılığı, yardımlaşma ve dayanışmayı güçlendirmeli, kazanılmış demokratik mevzilerimizi çoğaltmalı, soluklanacağımız, gururla anacağımız alanlarımızı yaygınlaştırmalıyız.

Kendine ve halk iradesine güvensizlik bizim işimiz olamaz!

Yerel seçimlerde bütün bu olup bitenleri dikkate almadan atılacak her adımın çok daha yıkıcı sonuçlara neden olacağı çok açıktır.

Bugün sistemin katmerli saldırıları ile karşı karşıya kalan, doğası talan edilen, kültürel varlıkları yakılıp-yıkılan, zorunlu iskâna tabi tutulan, dili, inancı aşağılanıp asimile edilen, soykırıma tabi tutularak haritadan silinmek istenen Dersim ve Dersim toplumunun iç barışı her zamankinden daha önemlidir.

Farklılıklarımız zenginliğimizdir. “Yetmiş iki millete bir nazarla” bakan Dersim toplumu tarihsel duruşu, bütün toplumlara örnek demokrasi anlayışı ile 31 Mart yerel seçimlerini bir karnaval havasında, düzen partilerine geçit vermeyen bir sonuçla ve demokrasi güçlerinin kazanması ile taçlandırarak, Kayyumcu, İşgalci Türk devletine ders vereceğine hiçbir kuşkumuz yoktur.