Trans kadın Rita Hester’in 20 Kasım 1998’de öldürülmesinin ardından Dünya Trans Hakları Hareketi 20 Kasım’ı “Nefret Cinayeti Mağduru Transları Anma Günü” olarak tanımıştır.

Son 12 yılda dünyada 3664 trans cinayeti ve 2020 yılı içerisinde 350 trans cinayeti kaydedildi. Türkiye dünyada en fazla trans cinayeti işlenen ülkelerden biri. Yapılan araştırmalar 2020’de Türkiye’nin LGBTİ+’lar için Avrupa’nın en kötü ikinci ülkesi olduğunu gösteriyor. Bu veriler yalnızca suçu işleyenin nefreti değil. Patriyarkal kapitalist sistem, bu cinayetlerin baş sorumludur. Her alanda transların yaşadığı toplumsal, hukuksal ve politik ayrımcılık transfobiyi ve nefreti besliyor. İktidarlar ise kendi gemilerini yürütmek için hak ihlallerini yaratıyor, yaratılmasına zemin hazırlıyor ve nefreti körüklüyor. İktidarların teşvikiyle genel ahlak safsatalarıyla işlenen nefret cinayetleri, nefret söylemlerinin ve suçlarının haksız tahrik indirimleri ile ödüllendirilmesi bu suçların daha da artmasını sağlıyor.

Dünya geneli LGBTİ+’lara yönelik gerçekleştirilen toplu katliamlar, yaşam ve çalışma alanlarının darlaştırılması, işsizlik, mahalle baskıları, sağlık hizmetlerine erişim haklarının gasp edilmesi ve tüm bunlar sonucunda intihara itilme pandemi ile arttı. Nefret ve ayrımcılık politikaları da paralel olarak artıyor ve sistematik şekilde yaşam hakkı ihlali devam ediyor.

Evleri basılan ve şiddete maruz bırakılan translar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. İstanbul Beyoğlu Bayram Sokak’ta yaşayan 18 trans kadının polis tarafından evlerine yapılan baskınla gözaltına alınması, salgın koşullarında saatlerce küçük bir odada bekletilmeleri artan şiddet ve nefretin sadece bir örneği ve açık bir insan hakları ihlalidir.

Translara yönelik sağlık alanında karşımıza çıkan hak gaspları pandemi ile katlanarak arttı. Pek çok devlet hastanesinde değişim ameliyatı sürecinde hormon ve cerrahi tedavileri için genel sağlık sigortalarından yararlanamayan translar sağlıksız koşularda gerçekleştirilen cinsiyet dönüşümü ameliyatlarında öldü. İhtiyaç duyulan bakım hizmetleri, psikiyatri, endokrinoloji, üroloji, jinekoloji ve tedavi sonrasında izlemlerini yapacak aile hekimliği alanlarında yeterli donanıma sahip uzman personelin kısıtlı olması veya var olan personelin muayene etmek istememesi transların sağlık hizmetlerine erişimini engellemektedir. pandemi süreciyle de zaten kısıtlı olan sağlık hizmetine erişim hakkı gerekli ve öncelikli görülmediği için tamamen ulaşılamaz oldu.

LGBTİ+’lar özel sektörde de kamuda da gizlenmeye zorlanıyor. Ayrımcılık işe alımdan başlıyor ve özellikle kamuda işyerinde nefret söylemi yaşam alanlarını daraltıyor. Çalışma hakları gasp edilen translar iş bulamıyor buldukları iş yerlerinde tacize, tecavüze ve mobbinge maruz bırakılarak ucuz iş gücü olarak görülüyor, sömürülüyorlar. Güvencesiz, ucuza çalıştırılma sorunları beraberinde diğer ihtiyaçların karşılanamamasını doğuruyor.

Bizler bu 20 Kasım’da haklarımızdan, hayatlarımızdan, birbirimizden vazgeçmeyeceğimizi Hande’nin, Buse’nin, Çağla’nın, Gökçe’nin, Eylül’ün, Esra’nın ve tüm katledilen transların cüretiyle, öfkesiyle haykıracağız. Göğün bütün renkleriyiz. Buradayız, omuz omuzayız ve korkmuyoruz. İnsanca onurlu yaşam ve özgürleşme mücadelemiz saldırılar karşısında sinmeyecek. Bu politikalar karşısında bizler daha çok dayanışarak mücadele edeceğiz.

Şiddete İnat Direnişle Yaşat!

 

DEMOKRATİK KADIN HAREKETİ

20 Kasım 2020