Dersim Kadın Platformu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü nedeniyle Dersim Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında Gülistan Doku’nun akıbeti ve Dersim’de son süreçte artan istismar olayları soruldu.

“Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin yahu. Fiziksel olarak güçlü olabilirsiniz. Neyi tatmin ediyorsun? Ayıp yahu” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya seslenen kadınlar; “Erkek şiddeti 18 yılda yüzde 1400 arttı. Kadınların kazanımlarına dönük korkunç bir saldırı var. Her gün 3 kadın erkekler tarafından öldürülüyor; böyle bir ortamda açıklamalarınız samimi değil. Gerçekten erkek şiddetiyle mücadele edecekseniz İstanbul Sözleşmesi’ni harfiyen uygulayın. Kolluk güçlerine 6284’ün yükümlülüklerini anlatın. Şiddet nedeniyle karakola gelen kadınları geri çevirmeyin. Yeterli sayıda sığınak açın, cinsel şiddetle ilgili kriz merkezleri kurun. Erkeklere çağrı yaparak şiddetin önüne geçilemez. Şiddete karşı kadın örgütlerine kulak verin!” ifadelerini kullandılar.

Dersim Kadın Platformu’nun yaptığı açıklamanın tamamı şöyle;

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Gününü, tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan, Covid-19 salgının devam ettiği, kadınların mücadele ve dayanışma ruhuyla kazandığı haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığı, ekonomik krizin, yoksulluğun, şiddet ve istismarın giderek arttığı koşullarda karşılıyoruz.

Haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!

Kadınlar, dünyanın her yerinde fiziksel, psikolojik, ekonomik şiddete maruz kalmakta ve hatta yaşam hakları vahşice ellerinden alınmaktadır. Ülkemizde pandemi döneminde 220, 2020 yılının ilk 10 ayında ise 397 kadın erkekler tarafından katledildi. Her güne yeni bir ölüm, şiddet, taciz ya da tecavüz olayı ile uyanır olduk. Kadınlar lehine imzalanan ulusal ve uluslararası sözleşmelere uyulmadığı gibi, cezasızlık ve haksız tahrik indirimi gibi cezai uygulamalar, kadına yönelik her türlü şiddet taciz tecavüzde erkekleri güçlendiriyor, teşvik ediyor, koruyor. Bu koruma ve yasasızlık her gün karşımıza yeni bir taciz, tecavüz ve kadın katliamı olarak çıkıyor. Artan şiddet ve cezasızlık; “henüz” o şiddetin muhatabı olmamış tüm kadınlara da bir gözdağı olarak, çizilen sınırlara riayet etmediğinde başına neler gelebileceğinin bir tasviri olarak gözümüze sokula sokula tekrarlanıyor. Covid-19 salgını karşısında getirilen tedbir ve yasaklar ise bizleri korumaktan çok uzak durumda; öyle ki bu yasaklar çoğu zaman bizi evlerimize ve iş yerlerimize mahkum ederek oralarda yaşanan şiddettin ise kapalı kalmasına sebep oluyor. Bu yasaklar biz kadınların yaşamı için gün geçtikçe virüsten daha tehlikeli hale geliyor. İfade ve düşünce özgürlüğümüzü, kendi çizdikleri sınırlar içerisinde kullanabilelim istiyorlar. 15 günde bir tekrarlanan yasaklar pandemi ile mücadeleden çok uzak, bizlerin en demokratik hakları ile mücadeleye dönüşmüş durumda! Bunu yakın zamanda yaşayarak bir kez daha gördük. Taciz olayının münferit olmaktan çıktığı, tekrarlanmasına rağmen kamuoyuna yansıyana kadar çalışan tacizcisini koruyup çalıştırmaya devam eden iş yerinin önünde yapmak istediğimiz basın açıklaması bu yasaklar gerekçe gösterilerek engellendi. İş yeri korunurken maske-mesafe ve sınırlı sayıda katılım ile tüm önlemleri alan biz kadınlar darp edildik, engellendik, para cezası ile yıldırılmaya çalışıldık, yetmedi suçlular dışarda ellerini kollarını sallayıp dolaşırken, ifadeleri çalıştıkları iş yerlerinde alınırken, bizler ifadeye çağrıldık. Buradan bir kez daha eylemimize yapılan müdahaleyi kınıyor, uygulanan yıldırma politikalarının biz kadınların örgütlü mücadelesinin önüne geçemeyeceğini haykırıyoruz. Yılmadan yorulmadan bir kez daha sesleniyoruz, yeter artık failleri değil kadınları koruyun! Eşitlik mücadelemizin en önemli kazanımlarımızdan olan İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere İmzalanan uluslararası ve ulusal sözleşmeleri kaldırmayı tartıştırmak yerine bu sözleşmelere uyun, uygulayın. Çünkü bizler artık; Virüsten de şiddetten de ölmek İstemiyoruz!

“Erkeklere sesleniyorum, kendinize gelin yahu. Fiziksel olarak güçlü olabilirsiniz. Neyi tatmin ediyorsun? Ayıp yahu” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya sesleniyoruz:

-Erkek şiddeti 18 yılda yüzde 1400 arttı. Kadınların kazanımlarına dönük korkunç bir saldırı var. Her gün 3 kadın erkekler tarafından öldürülüyor; böyle bir ortamda açıklamalarınız samimi değil. Gerçekten erkek şiddetiyle mücadele edecekseniz İstanbul Sözleşmesi’ni harfiyen uygulayın. Kolluk güçlerine 6284’ün yükümlülüklerini anlatın. Şiddet nedeniyle karakola gelen kadınları geri çevirmeyin. Yeterli sayıda sığınak açın, cinsel şiddetle ilgili kriz merkezleri kurun. Erkeklere çağrı yaparak şiddetin önüne geçilemez. Şiddete karşı kadın örgütlerine kulak verin!

Son bir yılda platformumuza yapılan başvurular ve taşınan olaylar bile tablonun ne kadar ağır olduğunun bir göstergesi durumundadır. Bizler tek bir kız kardeşimizi yalnız bırakmamak için bu mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz. Yaşanan, yargıya taşınan her kız kardeşimizin davasını takip etmekten ve takipsizlik, haksız tahrik indirimleri gibi failleri ödüllendiren ve cesaretlendiren eril adaletinizi teşhir etmekten vazgeçmeyeceğiz. Buradan bir kez daha soruyoruz:

Yaklaşık bir yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun akıbeti nedir? Baş ve tek şüpheli Zaynal Abakarov neden hala tutuklanmadı?

Pertek ilçemizde meydana gelen, kamuoyuna da yansıyan, fakat sonra dosyaya getirilen gizlilik kararı ile kadın ve çocuk örgütlerinden dahi gizlenen çocuk istismarı davasının akıbeti ne oldu?

Ovacık ilçemizde yaşanan ve ailenin şikayeti ile yargıya taşınan ve şüphelinin serbest bırakıldığı çocuk istismarı davasının akıbeti nedir?

Hozat ilçemizde Sakine Oğuz adlı kadın arkadaşımızın katledildiği dava dosyasının akıbeti nedir?

Pertek’te 13 yaşında bir kız çocuğunun akrabası tarafından istismar edildiği dava dosyasının akıbeti nedir?

İnsanca çalışmak ve insanca yaşamak istiyoruz!

Bu sistem sadece bedenlerimiz üzerinde değil emeğimiz üzerinde de tahakküm kurmak istiyor. Pandemiyi fırsata çevirmek isteyen sistem ve onun temsilcisi siyasi iktidar, her alanda olduğu gibi bu alanda da emeğimizi görünmez ve değersiz kılıyor. Pandemi ile birlikte ağırlaşan ekonomik krizin en ağır faturası biz kadınlara ödetiliyor, istihdam alanında ilk gözden çıkardıkları kadınlar oluyor. Artan yoksullaşma ile birlikte evin içinde giderek ağırlaşan geçim derdinin en ağır faturasını yine biz kadınlar ödüyoruz. İçerde gün geçtikçe ekonomik şiddete, psikolojik şiddete ve hatta bazen fiziksel şiddete dönüşen bu geçim derdi pandeminin de etkisi ile çoğu zaman evin içinde kalmaya devam ediyor.  Ev içi iş yükündeki artışın yanı sıra, ev içinden ya da işyerlerinde ücretli çalışmaya devam eden kadınların toplam çalışma saatleri ise sürdürülemez boyutlara ulaşıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de kadın istihdamının önemli bir kısmı salgın açısından önem arz eden toplum hizmetlerinde çalışıyor: Başta sağlık, yaşlı ve engelli bakım hizmetleri, sosyal hizmetler, ev ve yemek hizmetleri, eğitim hizmetleri gibi. Bu alanlardaki çalışma saatleri ve çalışma koşulları ise gün geçtikçe daha da kötüleşiyor. Bu da biz emekçi kadınların hayatlarına uzun iş saatleri; istifa etme, izin gibi temel hakların bile kullanılamadığı kölece çalışma koşulları ve de tüm bu iş yükünün getirdiği iş yerinde mobing, şiddet olarak tezahür ediyor. Bizler de bu 25 Kasımı pandemi ile mücadelede en ön safta yer alan, sağlıkta her geçen gün giderek artan şiddete ve kölece çalışma koşullarına göğüs geren sağlık emekçisi kadınlara atfediyoruz. Bizler, insanca çalışmak ve insanca yaşamak istiyoruz.

Pandemi koşullarında ağırlaşan sorunlar bir kere daha gösterdi: Ev içinde ev dışında, işyerinde ya da sokakta, gündelik hayatta, siyasette ya da ekonomide; yaşamlarımızın maddi koşullarını değiştirmeden bedenlerimizi, haklarımızı, yeteneklerimizi, insanlığımızı geri kazanamayız. Bu; şiddetle mücadele için de geçerli.

1930’dan 1961’e kadar Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten Rafael Trujillo diktatörlüğüne başkaldıran Mirabel kız kardeşlerin diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edilerek vahşice öldürüldüğü 25 Kasım, kadına yönelik şiddetin devlet şiddetiyle nasıl iç içe geçtiğini, kadınlara yönelik devlet şiddetinin tüm toplumu boyunduruk altına almak için nasıl bir aparat olarak kullanıldığını ortaya seren bir gün. Ama aynı zamanda kadınların mücadelesinin diktatörler deviren toplumsal mücadelenin manivelası olduğunu da gösteren bir gün. Kelebeklerden kalan miras ile bugünü örgütlemeye devam ediyoruz. Mücadelemiz; yaşamın her alanında eşitliğin inşa edilmesi, eşitliğin kalıcı hale gelmesi ve kadınların şiddetten, yoksulluktan, işsizlikten, güvencesizlikten uzak hayatlar kurabilmesi için tüm devlet olanaklarının seferber edileceği toplumsal düzen içindir. Dersim Kadın platformu olarak tüm kadınlara sesleniyoruz; asla yalnız değilsiniz, asla yalnız değiliz! Eşitsizliğin, şiddetin, sömürünün, ayrımcılığın olmadığı, kadınların özgürce yaşamlarını sürdürdüğü bir gelecek mümkün! Ve bu gelecek kadınların örgütlü ellerinin üzerinden yükselecektir.

 

Gazete Patika